Görsel Sanatlar

Moni Salim Özgilik’in “Adrift / Askıda”sı Üzerine

Hazel Kılıç

2 October 2026

İhtimam ile saklamak mı yoksa gözlerden kaçırarak boğmak mı? Moni Salim Özgilik’in Belm’art Space’teki sergisinde, sarmalanmış nesneler zamana direnen kalıntılar gibi duruyor. 19.09.2026-18.10.2026 tarihleri arasında ziyarete açık olan Adrift/Askıda sergisi hakkında metin ile deneyim arasındaki mesafenin, eleştirinin başladığı yer olabileceği önermesiyle Hazel Kılıç’ın kaleme aldığı serginin incelemesini sizlere sunuyoruz.

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (1)

Tunalı Hilmi Caddesi’nin gürültüsünü bir kenara bırakıp Kuğulu Apartmanı’nda bulunan Belm’art Space’e giriş yaptığımda, aslında bir İstanbullu olarak aklımda olan tek şey, Ankara güncel sanatının 80’lerden günümüze gelen o bağımsız ve kural tanımaz damarıydı. 80’lerin ikinci yarısında kentin kamusal alanlarını performatif eylemlerle sarsan ve 90’larda New York East Village hattının yeraltı estetiği ve buluntu nesne kültürüyle pratiğini dönüştüren Moni Salim Özgilik’in eserleriyle doğrudan temas edecek olmak oldukça heyecan vericiydi. Sanatçının yıllardır sürdürdüğü “sarmalama” jesti, mekâna girer girmez, iplerin ve düğümlerin arasından kendini hemen belli ediyordu. Öyle ki “lütfen dokunmayın” yazısını gördüğünüz müzelerde de olduğu gibi, nesneler izleyicide dokunma hissi uyandırıyordu. Hacettepe’deki jeoloji mühendisliği eğitiminden Güzel Sanatlar Resim Bölümüne uzanan serüveni, belki de Moni’nin malzemeyle kurduğu ilişkide belirleyici bir tortu bırakmıştı. Kuaförlerden toplanan atık manken başlarını kullanan sanatçının bu mankenleri, salt biçimsel bir örtme amacı olmadığını düşündüğüm şekilde pıynar ağacı ve zeytin dallarının tekstil şeritleriyle katman katman dolaması/sarması kendi kendime şu soruyu sormama neden oldu: Burada bir boğma arzusu mu söz konusu yoksa bu nesneler bir mumya veya bir koza gibi korunuyor, saklanıyor mu? Judith Scott gibi, bir kenara atılmış, yok sayılan ve kırılgan olanı mı saklıyordu Moni?

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (2)

Nesnelerin her biri zamana direnen bir kalıntı gibi göründüler gözüme. Özellikle tavandan boşluğa baş aşağı sarkıtılan, ayaklarına paletler geçirilmiş o büyük figürün, aslında mekânı ne kadar da doldurduğunu hissedebiliyordum. Aynı zamanda sanatçının yok etmeyi yapmak kadar önemli gören tavrı, malzemeyi dokunulmaz hassas bir heykele dönüştürmemiş olmasında da yatıyordu.

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (3)

Tüm bunlar, galerinin kapısından içeri girerken galeri asistanının elime verdiği sergi metnini okumadan önce hissettiğim ve gözlemlediklerimdi.

Metne göz gezdirdiğimde ise anlatılmak istenen ile mekândaki çıplak deneyimim arasında kişisel olarak bir mesafe belirdi. Broşürde altı çizilen o “derinlerdeki sessizlik”, “tekinsiz dünya” ya da “yarı karanlık sualtı ekosistemi” hissi, kapıdan girdiğim andaki atmosferle tam olarak örtüşmüyordu. Mekâna girdiğimde, üzerimde tekinsiz ve ürpertici bir etkisi olmadı. Aksine metni okuduğumda “burası daha da karanlık olmalıydı” dedim. Koyu petrol yeşili duvarların oluşturduğu zemin, eğer ortam biraz daha cesur bir karanlığa çekilebilseydi, belki de kumaşların o parlak renklerini, sualtı yansımalarını ve duvardaki kıpırtılarını çok daha derin bir dramatik kontrastla yaşatabilirdi.

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (4)

Çağdaş sanat sergilerinde metin ile deneyim arasındaki mesafe çoğu zaman eleştirinin başladığı yerdir demek yanlış olmaz. Mekân, broşürde izleyiciyi “artık bir sualtı dünyasını andıran mekânda tüketilmiş nesnelerin hafızasına” çağırıyor. Ancak sualtı dünyasını andıran bir mekân hissinden çok, sahnemsi bir arayış gibi görünebiliyor. Söz konusu durum elbette samimiyeti azaltmıyor. Bağımsız bir küratoryal mesafe değil de sanatçının ve ekibin mekânı kendi iç sesleriyle ve doğrudan kurgulama hevesini ele veriyor. Bağımsız galeri mekanlarında sanatçı-ekip ortaklığı hiyerarşiyi kırıyor doğrusu ama kavramsal çerçeve ile mekânsal yönlendirme arasındaki bağı da gevşetebiliyor. Bu durum bir başarısızlık değil asla, hatta bu bana galerinin kurumsal ciddiyeti ile Moni’nin oyunbaz tavrı arasında kaçınılmaz bir gerilim olarak geri döndü.

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (5)

Ancak gözlemlediğim şey, güçlü plastik etkinin, zayıf atmosferik kararlarla gölgelenmesiydi. Buna rağmen bedenim mekânla ister istemez bir ilişki kuruyordu. Tavandan sarkan, zeminde sarmalanmış olan nesneler, duvarda hafif hafif sallanan dallar, izleyiciyi çizgisel bir izleme rotasından saptırıyor. Eğilmek, nesneye çarpmamak için bedenini yönlendirmek aslında bambaşka bir koreografi yaratıyordu. Bu da izleyiciyi mekânın doğrudan parçası yapıyordu. Moni, her zamanki gibi bizleri salt uzaktan bakan bir göz olmaktan çıkarıyordu.

Moni Salim Özgilik, Adrift / Askıda sergisinden görünüm (6)

“Adrift/Askıda”, belki metnin ve basın bülteninin fısıldadığı kadar karanlık veya tekinsiz bir batık hissiyle sarmalayamadı beni ancak Moni’nin atık nesnelerle kurduğu o neşeli, dirençli ve zamana meydan okuyan bağın gücünü hissetmek için fazlasıyla zengin bir alan açtı.

Galeriden çıktığımda, aklımda ne paletler ne deniz gözlükleri ne de sualtı kaldı. Ama Tunalı’nın ortasında bir beyaz küpün, sıradan bir beyaz küp olarak kullanılmak zorunda olmadığını gösteren Moni’nin eğlenerek bir oyun oynadığını düşündüm. İzleyiciyi, vaat ettiği suyun derinliklerine çekmek yerine kıyıda, tam anlamıyla “askıda” bırakmasını düşünmek ise beni en tatmin eden şey oldu.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Görsel Sanatlar

“-Mış Gibi” Sergisi Üzerine Bir Söyleşi

Söyleşimize başlamadan önce, sizi ve sergideki rollerinizi kısaca tanıyabilir miyiz? Ekin Kılıç Ezer: Ben Ekin Kılıç…

E. Gülşah Akın23 July 2025