Görsel Sanatlar

Bahadır Burak Yaşar ile Sanat, Oyun ve Yaşam Alanı Üzerine

E. Gülşah Akın

19 Aralık 2025

Önce se­ninle ve sa­nat pra­ti­ğinle baş­la­ya­lım Ba­ha­dır. Ba­ha­dır Bu­rak Ya­şar kim­dir, ne­ler ya­par?

Ba­ha­dır Bu­rak Ya­şar kim­dir? As­lında ken­dime “sa­nat­çı­yım” ya da “sa­nat ya­pı­yo­rum” de­mek­ten zi­yade, “oy­na­mayı se­vi­yo­rum” de­meyi ter­cih edi­yo­rum. Or­taya bir iş ko­yup “alın ne ya­pı­yor­sa­nız ya­pın” de­mek ye­rine, bi­ri­le­rini ağır­la­mak ve bir de­ne­yimi pay­laş­mak üze­rine ku­ru­yo­rum her şeyi. Ye­mek yapma de­ne­yi­mim de as­lında bu pay­laşma ar­zu­sun­dan ge­li­yor.

Söy­le­dik­le­rin bana ço­cuk­luk­taki ma­halle oyun­la­rını anım­sattı. Ta­kım­ları ku­ran, oyunu baş­la­tan o ço­cuk gibi…

Tam ola­rak bir oyun ku­rucu ol­mak­tan zi­yade, oyu­nun içinde ol­mayı se­vi­yo­rum. Her za­man so­rum­lu­luk al­mak is­te­me­ye­bi­li­rim; ba­zen arka planda du­ran bir pi­yon ol­mayı da se­vi­yo­rum. Sat­ranç­taki gibi; ba­zen şah, ba­zen ve­zir, ba­zen at ya da kale ol­mak… Bu rol­le­rin de­ğiş­me­sini ve hep­sini de­ne­yim­le­meyi önem­si­yo­rum. Çünkü her rolü tat­ma­dan oyu­nun bü­tü­nünü kav­ra­ya­mı­yor­su­nuz. Sa­dece baş­rolde ol­du­ğu­nuzda ba­kış açı­nız kı­sıtlı ka­lı­yor; pi­yo­nun ha­lini an­la­mak için o ta­ban­dan gel­mek, o sü­reci de­ne­yim­le­mek bana ke­yif ve­ri­yor. Bu yüz­den ken­dimi kes­kin sı­fat­larla ta­nım­la­mı­yo­rum; ne sa­dece fo­toğ­raf­çı­yım, ne sa­dece aş­çı­yım, ne de sa­dece sa­natçı… Ben Ba­ha­dır’ım. İn­san­larla kur­du­ğum farklı de­ne­yim­ler, on­la­rın beni farklı gör­me­sini sağ­lı­yor.

Hey­kel bö­lümü me­zu­nu­sun ama bir dö­nem şef­lik de ha­ya­tı­nın oda­ğın­daydı. Daha sonra Ko­van, Tilki ve Unite gibi farklı olu­şum­larda yer al­dın. Bu sü­reç na­sıl ge­lişti?

Bu ge­li­şim, bir ka­bul görme ara­yı­şıyla bir­likte ken­dimi bulma is­te­ğiyle ala­ka­lıydı. 2010 yı­lında hey­keli bi­tir­dim. Şef­lik eği­ti­mine 2017’de baş­la­dım. Ko­van ise daha hey­kel okur­ken, 2008’de atöl­yede be­ra­ber üret­mek ama­cıyla kur­mak is­te­di­ğim bir olu­şumdu. Ben ken­dime ödev ver­mekte zor­la­nan bi­ri­yim. Bir işin son da­ki­kaya sı­kış­ma­sını se­vi­yo­rum çünkü o ger­gin­likte ken­dimi daha canlı his­se­di­yo­rum. Mut­fakta da ben­zer bir du­rum vardı; sü­rekli aynı şeyi yap­mak­tan sı­kıl­dı­ğım için ki­şiye özel, grup­lara özel ye­mek de­ne­yim­leri sun­maya yö­nel­dim. İn­san­la­rın ne is­te­di­ğini bi­le­rek gel­mesi ve be­nim de on­lara eği­ti­mini al­dı­ğım, sev­di­ğim şeyi bir de­ne­yim ola­rak sun­mam kıy­met­liydi.

Hey­kel, şef­lik, Tilki, Ko­van… Sanki sü­rekli yeni bir oyun ku­rup di­ğe­rine geç­miş­sin gibi bir tablo çı­kı­yor or­taya.

Dı­şa­rı­dan ba­kıl­dı­ğında “may­mun iş­tah­lı­lık” gibi gö­rü­ne­bi­lir ama bu­rada in­san fak­törü, maddi im­kan­lar ve pan­demi gibi pek çok de­ğiş­ken var. Ben baş­la­dı­ğım ve bi­tir­di­ğim hiç­bir sü­reç için ken­dimi suç­la­mı­yo­rum. Önemli olan o sü­reç­teki et­ki­le­şimdi. Me­sela Tilki’de bir fi­kirle yola çı­kı­yor­su­nuz, bi­ri­le­riyle ko­lek­tif ça­lış­mak is­ti­yor­su­nuz ama kendi fik­ri­nizi de kay­bet­me­me­niz ge­re­ki­yor. Bu ile­ti­şimi yö­net­mek zor bir za­naat. Geç­mişte bu ko­nuda ha­ta­la­rım oldu, şimdi on­ları daha net gö­re­bi­li­yo­rum.

Ko­lek­tif ça­lış­mayı pra­tik­le­rine çok iyi ye­dir­di­ğini gö­rü­yo­rum. Bi­rey­sel bir üre­timi bile pay­la­şa­rak ko­lek­tif bir hale ge­ti­ri­yor­sun.

Bu bir zo­run­lu­luk çünkü her şeyi tek ba­şıma ya­pa­mam. Bu­gün bu sergi için de aynı şey ge­çerli. Di­ji­tal veya tek­nik ko­nu­larda ben­den daha de­ne­yimli bi­ri­leri var­ken, on­larla or­tak bir dil ku­rup sa­mi­mi­yetle iler­le­mek işin ka­li­te­sini ar­tı­rı­yor. Ta­bii bu sü­reçte in­san­la­rın za­ma­nını veya eme­ğini yan­lış kul­lan­dı­ğım, bi­ri­le­rini kır­dı­ğım an­lar da ol­muş­tur; bun­la­rın mu­ha­se­be­sini kendi içimde hep ya­pı­yo­rum. Özel­likle gü­nü­müzde in­san­la­rın bir­bi­rine karşı çok ta­ham­mül­süz ol­duğu bir dö­nemde, bir­bi­ri­mize des­tek ol­mak ye­rine bir­bi­ri­mizi har­ca­maya daha me­yil­li­yiz. Ben ise be­ra­ber üret­me­nin, bir tek­rar­dan yeni bir adım çı­kar­ma­nın pe­şin­de­yim. Ser­gi­deki “kendi kuy­ru­ğunu yi­yen yı­lan” sem­bolü de bu dön­gü­sel sü­reci an­la­tı­yor.

“Ya­şam Alanı” ser­gisi na­sıl or­taya çıktı? Son ki­şi­sel ser­gi­nin üze­rin­den üç yıl geç­mişti yan­lış ha­tır­la­mı­yor­sam.

Ba­ha­dır: Ön­ceki ser­gi­le­rimde (To­run’daki Ha­re­ket Alanı ve Çağ­daş Sa­nat­lar’daki iş­le­rimde) hep bir “ayakta durma” me­se­lesi vardı. Mal­ze­me­nin par­ça­lara ay­rıl­ma­sına rağ­men ayakta dur­ması, in­sa­nın ruh­sal ola­rak par­ça­la­nıp yine de yo­luna de­vam et­mesi ge­rek­ti­ğini an­la­tı­yordu. Ya­şam Alanı’nda da ben­zer bir me­kân­sal mü­da­hale söz ko­nusu. Sergi üç aşa­ma­dan olu­şu­yor: Üst katta Yüz, de­poda Be­den ve ka­sa­larda Ha­fıza.

Me­kanda be­de­nin ana­to­mi­sini par­ça­lara ayı­ra­rak an­lat­mak gibi bir kurgu ol­du­ğunu dü­şün­dü­rü­yor bu bana.

Evet, bu bi­raz da kendi ken­dine or­taya çı­kan bir sü­reç oldu. İn­san­la­rın dı­şa­rıda va­kit ge­çir­mek ye­rine içe­riye, ser­gi­nin ru­huna gir­me­sini is­ti­yo­rum. “Yüz” bö­lü­mün­deki fi­gür­ler, 2012’de ar­ka­daş­la­rımla bir or­tamda otu­rur­ken or­taya atı­lan “Saat kaç, ne hal­de­yiz?” so­ru­suna da­ya­nı­yor. Elimi kal­dır­ma­dan telle çiz­di­ğim bu yüz­ler, gör­mek ve gö­rün­mek üze­rine bir sor­gu­lama..

Ser­gi­deki “Anne” fi­gürü ve ka­ran­lık oda­daki “Ha­fıza” bö­lümü ol­dukça de­rin bir an­lam ta­şı­yor gibi.

Ser­gide bir “do­ğum ve ölüm” dön­güsü var. Si­yah bir ka­sa­nın için­den çı­kan di­kit­ler, yani “Anne” işi, hem kendi an­nemi kay­bet­memle hem de doğa anayla il­gili. Baş­lan­gıç ve bi­ti­şin iç içe ol­ması du­rumu… Be­yaz ta­rafta ay­dın­lık ve ge­çici bir eğ­lence var­ken, si­yah ta­rafta sön­me­yen bir ışık ve ölümle olan o ka­çı­nıl­maz yüz­leşme var. İn­san­lar önce “Be­den”i mi yoksa “Ha­fıza”yı mı gör­mek is­ter bi­le­mem ama ha­fıza daha kor­ku­tucu bir alan; sonu yok, in­sanı de­lir­te­bi­lir.

Sa­nat­çı­nın üretme sü­re­cin­deki o “atıl kalma” suç­lu­luğu ve de­ne­yimi pay­laşma is­teği sende na­sıl kar­şı­lık bu­lu­yor?

Bir ha­tayı bir kez ya­pa­nın hep ya­pa­ca­ğına dair bir ina­nış var; bu çok acı­ma­sızca. He­pi­miz hata ya­pa­bi­li­riz, önemli olan o ha­ta­dan ne öğ­ren­di­ği­miz ve ken­di­mizi na­sıl iyi­leş­tir­di­ği­miz­dir. Be­nim ile­ti­şim di­lim üret­mek. Ke­li­me­leri her za­man doğru se­çe­me­ye­bi­li­rim ama üret­ti­ğim iş­ler be­nim ger­çek di­lim. “Ya­şam Alanı” da bu pay­la­şım ar­zu­su­nun, “hiz­met etme” (Act of Ser­vice) is­te­ği­nin bir so­nucu. Tıpkı bi­rine kar­şı­lık bek­le­me­den bir ta­bak ye­mek gö­tür­mek gibi. O ta­ba­ğın boş dön­me­sini de, dolu dön­me­sini de, hatta kı­rıl­ma­sını da ka­bul ede­bi­le­cek bir er­deme sa­hip ol­ma­mız ge­re­ki­yor.

Ser­gide mü­zik ve ka­me­ra­ları da kul­la­nı­yor­sun, bu öge­lerle iz­le­yi­ciyi na­sıl bir de­ne­yim bek­li­yor?

Ser­gide mü­zik ol­ma­sını önem­si­yo­rum çünkü ses, me­kâ­nın duy­gu­sunu ve ger­gin­li­ğini be­lir­le­yen en önemli un­sur­lar­dan biri. Bu bir pro­dük­si­yon de­ğil, bir bi­re­yin o anki kat­kısı ola­cak. “Be­den” bö­lü­mün­deki ka­me­ra­lar ise iz­le­yi­ciyi par­ça­lara bö­le­rek yan­sı­ta­cak. Ken­di­mize ba­kar­ken as­lında her za­man belli bir yere odak­lan­dı­ğı­mızı ve bü­tünü ka­çır­dı­ğı­mızı gös­ter­mek is­ti­yo­rum. Ser­giyi “one-shot” (tek çe­kim) bir film gibi dü­şü­nün; içinde do­la­şır­ken kar­şı­nıza bir mü­zis­yen de çı­ka­bi­lir, par­ça­lan­mış bir gö­rün­tü­nüz de.

Son ola­rak, ser­giye dair his­le­rini pay­la­şır mı­sın?

İçinde bu­lun­du­ğu­muz dün­ya­nın be­lir­siz­li­ğin­den ben de her­kes gibi kor­ku­yo­rum. Ama bu korku beni zinde tu­tu­yor. Ser­giyi bü­yük büt­çe­lerle de­ğil, kendi im­kan­la­rımla ve eme­ğimle ku­ru­yo­rum. Ha­ta­ları ve ek­sik­le­riyle, sa­mimi bir “ya­şam alanı” sun­maya ça­lı­şı­yo­rum. Güç sar­hoş­lu­ğuna ka­pıl­ma­dan, sa­dece ol­du­ğum gibi gö­rün­mek ve in­san­larla bu oyu­nun içinde bu­luş­mak is­ti­yo­rum.

Ya­şam Alanı, UNITE Or­tak Me­kan’da 19-21 Ara­lık 2025 ta­rih­le­rinde “mi­sa­fir­le­rini” bek­li­yor.

Künye

Programlama
  • Kı­vanç Çu­bukçu
  • Ay­şe­gül Uzun­yol
Afiş ve Görsel Tasarım
  • Tutku Bu­lut­be­yaz
Asistan Küratör
  • Mu­rat Ata­bek
Video ve Fotoğraf
  • Mert Yal­çın
  • Erinç Ulu­soy (@erinc.ulu­soy)
  • Cemre Efe
  • Yu­suf Ka­dı­oğlu
Müzik
  • Al­pe­ren Yal­çın (@mi­suc­ma­ker)
  • @mi­suc­ma­ker
  • @zem­re­tu­fek­ci­oglu
  • @pyrex­car­rier
  • @an­kü­jazz
  • @fer­fa­ra­bisi
  • @bad­bad­not­doom
Metin
  • E. Gül­şah Akın
Organizasyon
  • Zey­nep Seda Öz­men
  • Can Öz­men

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Görsel Sanatlar

Emre Zeytinoğlu ile Küratörlük Üzerine

Sergileme yöntemi, koruma, yönetme, bir araya getirme… küratörlük, günümüzde farklı yerlerden ele alınan, kültür sanat…

Ülkü Usta15 Ağustos 2025