Görsel Sanatlar

Emre Zeytinoğlu ile Küratörlük Üzerine

Ülkü Usta

15 Ağustos 2025

Ser­gi­leme yön­temi, ko­ruma, yö­netme, bir araya ge­tirme… kü­ra­tör­lük, gü­nü­müzde farklı yer­ler­den ele alı­nan, kül­tür sa­nat eko­sis­te­mi­nin önemli bir par­çası. Her bir araya ge­ti­ren veya sergi ha­zır­la­yan kü­ra­tör mü­dür? Yap­tığı işte ne ka­dar dü­rüst ve sa­mi­mi­dir? Ülkü Usta’nın so­ru­la­rıyla; sa­natçı, kü­ra­tör, te­o­ris­yen, sa­nat ta­rih­çisi ve aka­de­mis­yen Emre Zey­ti­noğlu ile kü­ra­tör­lüğe ba­kı­şını ve alan­daki pra­tik­le­rine ve sa­nat sis­te­mi­nin ge­li­şi­mine re­fe­rans ve­re­cek eleş­ti­rel söy­lem­le­rine bir ba­kış su­nu­yo­ruz.

Sa­nat­çı­la­rın kendi ser­gi­le­rinde kü­ra­tör­lüğü üst­len­diği olu­yor. Siz de as­lında hem bir sa­natçı hem de aka­de­mis­yen­si­niz. Kü­ra­tör­lüğe na­sıl baş­la­dı­nız ve bu işi yap­maya de­vam et­me­ni­zin se­bep­leri ne­ler?

Bir sa­nat­çı­nın ya da bir aka­de­mis­ye­nin kü­ra­tör­lük yap­ması çok ola­ğan bir şey­dir. Önemli olan, bir kü­ra­tö­rün o sergi için sap­ta­dığı kon­septe hâ­ki­mi­ye­ti­dir el­bette…

Oluş­tur­duğu me­tin ve o metni des­tek­le­yen re­fe­rans­lar, sa­nat­çıya ola­bil­di­ğince güçlü ve net bir bi­çimde su­nul­ma­lı­dır. Öte yan­dan, kü­ra­tö­rün sa­nat­çı­lar hak­kında da bir ön-bil­gisi ol­ma­lı­dır ki o ser­giye uy­gun sa­nat­çı­ları doğru ola­rak se­çe­bil­sin. Şunu da vur­gu­la­ya­yım: Sa­nat­çı­la­rın ya da aka­de­mis­yen­le­rin kü­ra­tör­lük yap­ma­sı­nın yanı sıra, sos­yo­log­la­rın, fel­se­fe­ci­le­rin, es­te­tik ku­ram­cı­la­rın, si­ya­set bi­lim­ci­le­rin, bi­lim in­san­la­rı­nın ya da sa­natla ilişki ku­ra­bi­le­cek her mes­lek­ten ki­şi­le­rin de kü­ra­tör­lük sü­reç­le­rini çok önem­si­yo­rum. Çünkü farklı di­sip­lin­ler­den ge­le­bi­le­cek kü­ra­tör­ler, sa­natı klişe ko­nu­lar­dan ve söy­lem­ler­den kur­ta­ra­bi­lir.

Fa­kat ba­zen bazı sa­nat­çı­lar kü­ra­tör­lük ya­par­lar­ken, o kü­ra­tör­lük yap­tık­ları ser­giye ken­di­le­rini de “sa­natçı ola­rak” ka­tı­yor­lar; bu bence çok ko­mik bir du­rum… Yani hem bir ser­giye sa­natçı se­çi­yor­su­nuz hem de ken­di­nizi de se­çip o ser­giye dâ­hil edi­yor­su­nuz. Böyle bir dav­ra­nışı cid­di­yet­siz bu­lu­yo­rum.

Ben kü­ra­tör­lüğe na­sıl baş­la­dı­ğımı tam ola­rak ha­tır­la­mı­yo­rum, ama bu­nun ken­di­li­ğin­den ge­liş­ti­ğini tah­min edi­yo­rum. Ba­zen kendi ba­şı­nıza ça­lı­şır­ken, me­tin­le­ri­nizi sa­natçı ar­ka­daş­la­rı­nızla pay­la­şır­sı­nız ya da on­lara fi­kir­le­ri­nizi ak­ta­rır­sı­nız. Belki de sa­nat­çı­lar, si­zinle bağ­lantı kur­mak­sı­zın da o me­tin­leri oku­muş ya da ko­nuş­ma­la­rı­nızı din­le­miş ola­bi­lir­ler. Eğer bun­lar sa­nat­çı­la­rın il­gi­sini çe­kerse, bir­likte bir sergi yapma is­teği du­ya­bi­lir­ler. Sa­nı­rım ilk kez bu şe­kilde kü­ra­tör­lüğe baş­la­dım. De­vam et­me­min ne­deni de gene bu… Kimi za­man ya­yın­la­dı­ğım ya­zı­lar ve ki­tap­lar, sa­nat­çı­la­rın ya da ga­le­ri­le­rin il­gi­sini çe­ki­yor ve be­nim de o konu hak­kında kü­ra­tör­lük yap­mam is­te­ni­yor. Ben de uy­gun gö­rü­yor­sam o is­teği ye­rine ge­ti­ri­yo­rum.

Si­zin ba­kış açı­nızla kü­ra­tör kim­dir?

“Kü­ra­tör­lük” söz­cü­ğü­nün ta­nımı tek bir an­lama sığ­maz. Özel­likle gü­nü­müzde bu söz­cük son de­rece sığ bir hâle ge­ti­ril­mişse de as­lında çok farklı an­lam­lara ge­li­yor. Bi­li­yo­ruz ki “kü­ra­tör”, söz­cüğü La­tince bir kö­kene sa­hip ve “ko­ru­mak”, “yö­net­mek”, “bir araya ge­tir­mek” de­mek olu­yor. Hris­ti­yan­lı­ğın ya­yılma dö­nem­le­rin­den iti­ba­ren, bir top­lum­sal so­rum­lu­luk bağ­la­mında bu adı pa­paz­lar da üst­len­miş­tir. 

Sergi ya da müze kü­ra­törü de­di­ği­mizde ise yine “bir araya ge­tir­mek” işi or­taya çı­kı­yor. An­cak bu na­sıl ola­cak? Şöyle: Önce yan­sıt­mak is­te­di­ği­niz bir dü­şün­ce­niz ola­cak ve “bir araya ge­tirme” işini ona göre ya­pa­cak­sı­nız; o bir araya ge­tirme sü­re­cini “yö­ne­te­cek­si­niz” yani… Daha önce söy­le­di­ğim gibi, sa­nat­çı­ları iyi ta­nı­mak ge­re­ki­yor; kim hangi ko­nu­lar ile uğ­ra­şı­yor, hangi dü­şün­ce­leri or­taya ko­yu­yor ve on­la­rın si­zinle kur­duğu or­tak alan­lar han­gi­leri? Bu yö­netme sü­reci, bir araya ge­tir­di­ği­niz sa­nat­çı­lar ile bir iş bir­li­ğini, yani ko­lek­tif bir ça­lışma sü­re­cini de or­taya çı­kar­ta­bi­lir, oysa öte yan­dan son de­rece tek yanlı bir ba­kışı da içe­re­bi­lir. Bu, kü­ra­tö­rün ter­ci­hi­dir.

Sergi kü­ra­tör­lüğü, gü­nü­müzde bu iki uç ara­sında ge­zi­ni­yor. Yani bir yanda kü­ra­tör ve sa­nat­çı­la­rın ko­lek­tif ça­lış­ması, di­ğer yanda da kü­ra­tö­rün sa­nat­çı­lar üze­rin­deki mut­lak ik­ti­darı… Bu­gün kü­ra­tör­lük, daha çok pro­fes­yo­nel bir mes­lek hâ­lini al­mış du­rumda. Yani bir kü­ra­tör, sa­nat­çı­ları ve on­la­rın ya­pıt­la­rını bir dü­şünce çer­çe­ve­sinde bir araya top­la­mak­tan daha fazla, or­ga­ni­zas­yon­ları na­sıl ger­çek­leş­ti­re­ceği, spon­sor fir­ma­ları na­sıl o or­ga­ni­zas­yona dâ­hil ede­bi­le­ceği üze­rine ça­lı­şı­yor. Bir “iş adamı” fak­tö­rünü de üst­le­ni­yor açık­çası… Bu ko­nuyu he­men “doğru” ya da “yan­lış” ola­rak tar­tış­mak ye­rine, dün­yaya ege­men olan eko­no­mik ve po­li­tik sis­te­min bir ana­li­zini yap­mak ve sa­nat ta­rihi çer­çe­ve­sinde de­ğer­len­dir­mek, daha ye­rinde bir yak­la­şım olur ka­nı­sın­da­yım. Ay­rıca “iş adamı” gibi ça­lı­şan kü­ra­tör­le­rin yanı sıra, bir dü­şün­ceyi yan­sıt­mak için bir araya top­la­dığı sa­nat­çı­larla en­te­lek­tüel an­lamda iş bir­liği ya­pan kü­ra­tör­le­rin de ol­du­ğunu be­lirt­mem ge­re­ki­yor. Ben kü­ra­tör­lük ya­par­ken, sa­nat­çı­lar ile iş bir­liği yap­mayı se­vi­yo­rum; do­la­yı­sıyla kü­ra­tör­lük mes­le­ği­nin pro­fes­yo­nel –yani fi­nans, ku­rum ve or­ga­ni­zas­yon- ta­rafı ile hiç il­gi­len­mi­yo­rum.

Kü­ra­tö­rün eği­timi na­sıl ol­malı? Kü­ra­tör be­lirli bir alanda, za­man di­li­minde veya sa­natta uz­man­laş­malı mı?

Za­ma­nı­mızda bazı ku­rum­lar ta­ra­fın­dan kü­ra­tör­lük eği­tim­leri ve­ri­li­yor. Ben de ba­zen bu eği­tim sü­reç­le­rine ko­nuş­ma­lar ya­pa­rak dâ­hil olu­yo­rum. Be­nim orada yap­tı­ğım şey, bu işin yal­nızca ku­rum­sal ko­şul­lar içinde yer al­mak­tan iba­ret ol­ma­dı­ğını ve asıl ko­nu­nun, bir kü­ra­tör ada­yı­nın en­te­lek­tüel ya­nını oluş­tur­ması ge­rek­ti­ğini ve sa­nat­çı­lar ile ku­ra­bi­le­ceği iş bir­liği ola­nak­la­rını an­lat­mak. Bun­larla il­gili bazı ör­nek­ler ve­rip sa­na­tın ve sa­nat ku­ram­la­rı­nın “çok yön­lü­lüğü” hak­kında gö­rüş­le­rimi ak­ta­rı­yo­rum.

Kü­ra­tör dü­zen­le­diği ser­giye na­sıl bir de­ğer ka­tar?

Belki kü­ra­tö­rün o ya­pıt­lara farklı bir yo­rum ge­tir­mesi, on­ları alı­şıl­mış ba­kış açı­la­rı­nın dı­şın­dan da gös­te­re­bil­mesi, ser­gide bir dü­şünce zen­gin­liği ya­ra­ta­bi­lir. Ama bu de­ği­şik ba­kış açı­la­rını des­tek­le­ye­cek sağ­lam re­fe­rans­la­rın da su­nul­ması ge­re­ki­yor. Daha öte­sini bil­mi­yo­rum.

Kü­ra­tör sa­nat­çı­nın gözü mü­dür, düş­manı mı?

“Sa­nat­çı­nın gözü” ol­du­ğunu id­dia eden kü­ra­tör­ler var­dır belki… Kü­ra­törü “düş­man” ola­rak gö­ren sa­nat­çı­lar da var­dır… Ta­bii bun­lar, kar­şı­lıklı ça­lışma ko­şul­la­rı­nın do­ğur­duğu ta­bir­ler­dir; yani bir kü­ra­tör sa­nat­çıya kötü duy­gu­lar aşı­lı­yor, ona bir baskı uy­gu­lu­yor ve onu zor du­rumda bı­ra­kı­yorsa, onunla ça­lış­maz­sı­nız olur bi­ter. Fa­kat gene de onunla ça­lış­maya de­vam edi­yor­sa­nız, o halde bir ya­rar umu­yor­su­nuz de­mek­tir ki öy­leyse şi­kâ­yet et­me­niz de an­lam­sız­dır, üs­te­lik inan­dı­rıcı da ola­maz­sı­nız. So­nuçta is­ter kü­ra­tör olun is­ter sa­natçı olun, bir sergi her za­man en­te­lek­tüel bir sü­reç, po­li­tik bir ta­vır ve bir ke­yif işi­dir. Bu­nun dı­şın­daki du­rum­ları pek bil­mi­yo­rum.

Geç­mişle bu­gün ara­sında na­sıl köprü ku­rar, âna na­sıl ta­nık­lık eder?

Bu ger­çek­ten be­nim için önemli bir soru… Şöyle ki: “Geç­miş”, her za­man belli bir­ta­kım bil­gi­ler su­nar; fa­kat o bil­gi­ler na­sıl oluş­muş­tur? Ya da bil­gi­leri oluş­tu­ran­lar, acaba ob­jek­tif ka­rar­lara göre mi me­tin­le­rini yaz­mış­lar­dır? Ör­ne­ğin ta­rih­teki sap­ta­ma­lar, geç­miş dö­nem­le­rin tam bir yan­sı­ması mı­dır? Sa­nat ta­rihi ise bu ge­nel ta­rih an­la­yı­şın­dan farklı mı ya­zıl­mış­tır? Bun­lara her za­man kuşku ile bak­mak ve ye­ni­den de­tay­lara da­lıp araş­tır­mak ge­re­kir. Ben, sa­nat­çı­la­rın ar­tık ha­yatta ol­ma­dığı bir ser­giye kü­ra­tör­lük ya­pı­yor­sam, yani on­larla ko­nuş­mak­sı­zın sa­nat ta­ri­hin­deki dö­nem­leri ele al­mak zo­runda ka­lı­yor­sam, o ta­rihe kendi açım­dan, kendi ulaş­tı­ğım farklı bil­gi­lerle, farklı di­sip­lin­lere ait me­tin­lerle ye­ni­den ba­ka­rım. Çünkü ör­ne­ğin bir ko­lek­si­yon ser­gisi ya­pı­yor­sa­nız, orada ile­ti­şime ge­çe­ce­ği­niz sa­nat­çı­lar ol­ma­ya­cak­tır. O halde sa­nat­çı­la­rın ya­pıt­la­rı­nın o me­kân­daki dü­zeni de yine be­nim “şim­diki za­man”daki yo­ru­muma bağlı ka­lır. Bu yo­rumu da sağ­lam ge­rek­çe­lerle bir ka­ta­log met­nine dö­nüş­tür­me­li­si­niz ta­bii.

Siz sergi dü­zen­le­ye­ce­ği­niz za­man sa­nat­çı­ları neye göre be­lir­li­yor­su­nuz, belli ter­cih­le­ri­niz var mı? Eser se­çer­ken sa­nat­çı­la­rıyla na­sıl bir iş bir­liği ya­pı­yor­su­nuz? Sa­nat­çı­la­rın veya ku­rum­la­rın size kü­ra­tör­lük tek­li­finde bu­lun­duğu olu­yor mu?

Daha önce de be­lirt­ti­ğim gibi, bü­yük oranda sa­nat­çı­la­rın ne yap­tık­la­rını ve hangi dü­şün­ce­ler ile ha­re­ket et­tik­le­rini bi­li­yo­rum. İs­ter kü­ra­tör olun is­ter ol­ma­yın, za­ten sa­natla il­gi­liy­se­niz ve işi­niz buysa, sa­nat­çı­ları ta­nır­sı­nız. İlle de ar­ka­daş ol­ma­nız ge­rek­mez, ama on­ları iz­ler­si­niz. Açık­çası bir kü­ra­tö­rün de sa­nat­çı­lar ile kur­duğu bağ, eş-dost, ah­bap iliş­kisi de­ğil­dir; ola­bil­di­ğince tüm sa­nat­çı­la­rın yap­tık­la­rını adım adım öğ­ren­mek, an­la­mak zo­run­da­sı­nız. Hatta kü­ra­tör­lü­ğün dı­şında da on­la­rın ya­pıt­la­rın­dan kimi za­man ya­rar­la­nır ve me­tin­le­ri­nizde, ki­tap­la­rı­nızda ve ko­nuş­ma­la­rı­nızda yer ve­rir­si­niz. Böy­lece kü­ra­tör­lük ya­pa­ca­ğı­nız sı­rada da tüm bil­gi­ler eli­ni­zin al­tında olur. Bu ne­denle eğer bir sergi ya­pa­cak­sam, he­nüz ilk on ya da on beş da­ki­kada sa­nat­çı­ları da sap­ta­mış olu­rum. On­la­rın ya­pıt­ları zih­nimde he­men can­la­nır. Şim­diye ka­dar sergi için tek­lif gö­tür­dü­ğüm hiç­bir sa­nat­çı­dan olum­suz bir ya­nıt al­ma­dım, çünkü gö­rü­yo­rum ki on­lar da kendi ilgi alan­ları ile kar­şı­laş­tık­la­rında he­ye­can du­yu­yor­lar. Şunu da be­lir­te­yim: Ben bir sergi ya­pa­cak­sam, sa­nat­çı­la­rın hangi türde, hangi eği­limde ya­pıt üret­tik­le­rine bak­mam. Bu ya­pıt­lar son de­rece ge­le­nek­sel tarz­larda da ola­bi­lir­ler, en yeni tek­no­lo­jik ola­nak­larla da üre­til­miş ola­bi­lir­ler. Yani me­kânda bir ens­ta­las­yon ile bir re­sim, bir vi­deo ile bir hey­kel, bir ya­pay zekâ ta­sa­rımı ile bir ha­zır nesne vb. yan yana du­ra­bi­lir. Önemli olan, o ya­pıt­la­rın si­zin kon­sep­ti­niz hak­kında ne söy­le­dik­le­ri­dir.

Bir aka­de­mis­yen ola­rak yol gös­te­ri­yor­su­nuz, hem ser­gi­ler dü­zen­li­yor za­man za­man on­lar için pa­nel ya­pı­yor­su­nuz, bunu yanı sıra her şey­den önce bir sa­nat­çı­sı­nız. Sizce bir kü­ra­tör sa­nat­çı­nın ya­ratma sü­re­cine ka­rı­şa­bi­lir mi? Siz böyle bir yol iz­le­di­niz mi?

Bu so­ruya ke­sin bir ya­nıt ve­re­yim: Bir kü­ra­tö­rün, bir sa­nat­çı­nın atöl­ye­sin­deki ya­ratma sü­re­cine ka­rış­ması asla söz ko­nusu ola­maz. Kü­ra­tör, aynı za­manda sa­natçı bile olsa bu ka­bul edi­le­mez. “Sa­natçı” ve “kü­ra­tör” söz­cük­le­rini bir­bi­rine ka­rış­tı­rır­sak, ça­lışma sü­re­cini to­par­la­ya­ma­yız. Çünkü bir kü­ra­tör, o en­te­lek­tüel sü­rece ne ka­dar ka­tı­lı­yorsa ka­tıl­sın, sa­natçı gibi ça­lış­maz. Sa­natçı da kü­ra­tör gibi ça­lış­maz. Fa­kat şu ola­bi­lir: Eğer bir konu üze­rinde bir sü­re­dir ko­nu­şu­yor ve tar­tı­şı­yor­sa­nız, sa­natçı da bu doğ­rul­tuda bir dü­şünce oluş­tu­ra­bi­lir ve son­ra­dan yep­yeni bir ya­pıt or­taya ko­ya­bi­lir. Şuna dik­kat çe­ke­yim: Bu ko­nuş­ma­lar sı­ra­sında he­nüz siz bir kü­ra­tör ola­rak ko­nuş­mu­yor­su­nuz­dur; sa­natçı da “na­sıl bir iş ya­pa­yım?” diye siz­den öneri bek­le­mi­yor­dur. Ama tüm ile­ti­şim sü­re­ci­nin so­nu­cunda bir sergi yap­maya ka­rar ve­rir­se­niz ve bu ya­pıt da ser­giye gi­rerse, bu, kü­ra­tö­rün yön­len­dir­mesi de­mek de­ğil­dir; or­tak bir üre­tim sü­re­ci­nin ser­giye ta­şın­ma­sı­dır. Yani so­nuçta bir kü­ra­tör, “bu ser­gi­deki işin şöyle ol­malı” diye sa­nat­çıya bir bas­kıda bu­lu­nu­yorsa, böyle bir du­rum iki ta­raf için de çok ama­törce, hatta ca­hilce olur. 

Ör­ne­ğin 1990’lı yıl­larda, be­nim sa­natçı ola­rak yer al­dı­ğım ve Ali Akay’ın da kü­ra­tör ol­duğu bazı ser­gi­leri ha­tır­lı­yo­rum. Kü­ra­tö­rün ve sa­nat­çı­la­rın, farklı me­kân­larda top­la­nıp aynı kon­sept çer­çe­ve­sinde ay­larca ko­nu­şup tar­tış­tığı ko­nu­lardı bun­lar… Ve so­nuçta, bir ser­giye ka­rar ve­ril­di­ğinde, tüm ya­pıt­lar ve üs­te­lik Ali Akay’ın metni bile, bu za­man içinde bazı de­ği­şik­lik­lere uğ­ra­mıştı. Bu de­ne­yime ben­zer bir du­rumu Va­sıf Kor­tun’un kü­ra­tör­lü­ğünü yap­tığı bir ser­gide de ya­şa­mış­tım. Gerçi şimdi on­lar da hâlâ o za­manki yön­temle mi ça­lı­şı­yor­lar? Onu bil­mi­yo­rum. Böyle bir ya­ratma sü­re­cin­den ya­na­yım, yoksa sa­nat­çı­lar kü­ra­tö­rün da­yat­tığı mut­lak dü­şün­ce­lere uyum sağ­la­mak zo­runda de­ğil.

Bir sergi sü­reci na­sıl iler­li­yor?

Çok ko­lay iler­li­yor. İs­ter bi­ri­leri be­nim bir met­nim üze­rine bir sergi is­te­sin, is­ter ben yeni bir me­tin oluş­tu­ra­yım, za­ten o me­tinle bağ­lan­tılı ola­bi­le­cek sa­nat­çı­lara önce o metni gön­de­ri­yo­rum ve il­gi­le­nip il­gi­len­me­ye­cek­le­rini so­ru­yo­rum. Sonra sa­nat­çı­la­rın so­ru­ları olu­yor, on­larla ko­nuş­ma­lar ya­pı­yo­rum. Ar­dın­dan da ga­leri –ya da ku­rum- ya­pıt­ları ga­le­riye ta­şı­yor, ben de on­la­rın me­kânda na­sıl yer al­ma­ları ge­rek­ti­ğine ka­rar ve­ri­yo­rum. Sergi açıl­dık­tan iti­ba­ren de kon­sept üze­rine ko­nuş­ma­lar ya­pı­lı­yor, rö­por­taj­lar ger­çek­leş­ti­ri­li­yor. Hepsi bu ka­dar.

Sergi ha­zır­lar­ken ter­cih et­ti­ği­niz bir yön­tem var mı?

Ön­ce­likle bir me­tin ha­zır­la­mak, o me­tin üze­rinde bir süre ça­lış­mak, kon­septi zih­ni­nizde iyice net­leş­tir­dik­ten sonra da sa­nat­çı­ları se­çip on­larla bağ­lantı kur­mak… Bu sü­reci de sergi aça­ca­ğı­nız ga­le­riye ya da ku­ruma bil­dir­mek… Eğer ga­leri ya da ku­rum o kon­septe ve sa­nat­çı­lara sı­cak bak­maz ve bazı şey­leri de­ğiş­tir­meye kal­karsa ya da sa­nat­çı­la­rın ge­rek­si­nim­le­rini kar­şı­la­makta zor­luk çı­kar­tırsa, ser­gi­den vaz­ge­çip eve dön­mek…

Siz bir ser­giyi zi­ya­ret et­ti­ği­nizde kü­ra­törü ya da ser­gi­leme yön­tem­leri ile ay­rıca il­gi­le­nir mi­si­niz?

Ka­ta­logda ya da bro­şürde, kü­ra­tö­rün ve sa­nat­çı­la­rın kim ol­duk­la­rına ön­ce­den ba­ka­rım ta­bii… Eğer özel­likle kü­ra­tör, daha önce me­tin­le­rini ya da ki­tap­la­rını oku­du­ğum ve il­gi­len­di­ğim bi­riyse, ser­giye olan il­gim bi­raz daha ar­ta­bi­lir. Sonra da sa­nat­çı­la­rın ya­pıt­la­rına da­la­rım. Bu arada ser­gi­leme yön­temi, me­tinde özel­likle vur­gu­la­nan bir du­rum ile uyum gös­te­ri­yorsa, yani me­tinde be­lir­ti­len­ler ser­gi­leme yön­te­mini de et­ki­le­mişse, o za­man ser­gi­den al­dı­ğım ke­yif kat­la­na­rak ar­tı­yor. Daha önce söy­le­di­ğim üzere, söz­ge­limi bir kü­ra­tör, sa­nat ta­ri­hine farklı bak­mış, ken­dine göre bir so­nuç çı­kar­mış ve ser­gi­le­meyi de o var­mış ol­duğu so­nuca göre uy­gu­la­mışsa, bu hayli il­ginç bir ser­giye dö­nü­şe­bi­lir.

Kü­ra­tör­lü­ğün sa­na­tı­nıza na­sıl bir kat­kısı oldu?

Kendi ba­kış açıma göre, sa­natçı tavrı ile kü­ra­tör­lük tav­rını ya da ki­tap yazma sü­reç­le­rini ayrı ayrı şey­ler­miş gibi dü­şün­mü­yo­rum. Eğer kü­ra­tör­lük, sa­nat­çı­ları sü­rekli iz­le­meyi ge­rek­ti­ri­yorsa ve on­larla iş bir­li­ğine yol açı­yorsa, bu du­rum sa­na­tı­nızı da ya­kın­dan il­gi­len­di­rir kuş­ku­suz. Ay­rıca, ser­gi­ler dı­şında yap­tı­ğı­nız ku­ram­sal ça­lış­ma­lar da – ki bence, ser­gi­ler­den ba­ğım­sız ola­rak bu hep sür­dü­rül­me­li­dir – hem kü­ra­tör­lü­ğü­nüze hem de sa­natçı ki­şi­li­ği­nize bü­yük kat­kı­lar ya­par. Olası sa­bit fi­kir­ler­den sizi kur­ta­rır.

Sa­na­tın ik­ti­da­rını sizce kü­ra­tör­ler mi be­lir­ler?

Ta­rihte sa­na­tın ik­ti­darı hiç­bir za­man ol­madı. Yani o, tek ba­şına hiç­bir şeye hük­me­de­mez, hiç­bir şeyi de­ğiş­ti­re­mez ve be­lir­le­ye­mez. Bunu ko­nu­şup tar­tış­mak, ge­niş bir za­manı ge­rek­ti­rir. Ama ik­ti­dar­la­rın sa­nat­ları hep ol­muş­tur. Ta­bii bu­rada “ik­ti­dar” der­ken, bir si­yasi par­tiyi ya da bir dik­ta­törü fi­lan kas­tet­mi­yo­rum; “ik­ti­dar” de­di­ği­miz şey, her ya­şam­sal fak­törü içine alıp yö­ne­ten ve ken­di­sine mal eden bir sis­tem­dir ki sa­nat da bun­la­rın içine gi­re­bi­lir. O halde eğer bu­gün sa­nat ve ik­ti­dar iliş­ki­sin­den söz ede­cek­sek, gü­nü­müz ser­maye sis­te­mi­nin iş­le­yi­şine bağlı ka­lan ya da o sis­te­min et­ki­sin­den kur­tu­la­ma­yan sa­natı dü­şün­me­li­yiz. Ve sa­nat, o ik­ti­dar yön­tem­le­rin­den ken­di­sini kur­ta­ra­mı­yorsa, el­bette kü­ra­tör­ler de bu dö­ne­min ik­ti­dar tem­sil­ci­leri ola­rak be­li­ri­yor. Fa­kat bir kez daha söy­le­ye­yim: Bu­gün sis­tem dışı ha­re­ket eden sa­nat­çı­la­rın ve farklı yön­tem­ler iz­le­yen kü­ra­tör­le­rin var­lı­ğını da hiç unut­ma­mak ge­re­ki­yor.

Bu söy­leşi, 07.06.2024 ta­ri­hinde Ana­dolu Üni­ver­si­tesi, Gü­zel Sa­nat­lar Ens­ti­tüsü, yük­sek li­sans prog­ramı, Di­lek Ka­ra­a­ziz Şe­ner’in yü­rüt­müş ol­duğu (CAM530) Sergi Ya­pım­cı­lığı dersi kap­sa­mında ya­pıl­mış­tır. Uni­te­Mag’de ya­yın­la­maya izin ver­dik­leri için Di­lek Ka­ra­a­ziz Şe­ner ve Emre Zey­ti­noğlu’na te­şek­kür ve say­gı­la­rımla.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Sinema

Norveç Video Sanatı Arşivi: Videokunstarkivet

Sanatçılar ve Küratörlerin Kullanımına Yönelik Web Portalı Norveç Video Sanat Arşivi (Videokunstarkivet), 1960’lardan…

Zeynep Seda Özmen9 Ekim 2025