Görsel Sanatlar

Atölye Gezileri: Ayça Güneş

Melike Serin

11 Haziran 2026

Sa­nat pra­ti­ğini be­den, ab­ject ve öteki kav­ram­ları et­ra­fında şe­kil­len­di­ren Ayça Gü­neş, üre­tim­le­rinde ki­şi­sel de­ne­yim­le­rin­den yola çı­ka­rak top­lum­sal ve kül­tü­rel kod­larla ilişki ku­ru­yor. Re­sim­den per­for­mansa, hey­kel­den di­ji­tal üre­tim­lere uza­nan di­sip­lin­le­ra­rası yak­la­şı­mıyla ça­lı­şan sa­natçı, be­de­nin hem özne hem de ifade aracı ola­rak na­sıl dö­nüş­tü­ğünü sor­gu­lu­yor.

Bu rö­por­tajda Ayça Gü­neş ile sa­nat yol­cu­lu­ğunu, eği­tim sü­re­ci­nin üre­tim­le­rine et­ki­le­rini, ba­ğım­sız sa­natçı ol­ma­nın zor­luk­la­rını ve son dö­nem ça­lış­ma­la­rını ko­nuş­tuk. Özel­likle “Ken­dimle Aramda” ser­gisi üze­rin­den be­den, öteki, be­ğeni yar­gı­ları ve ab­ject kav­ram­la­rına dair dü­şün­ce­le­rini pay­la­şan sa­natçı, iz­le­yi­ciyi kendi yo­rum ala­nını oluş­tur­maya da­vet edi­yor.

Atölyede şövale üzerindeki, ağzı açık bir yüzün yakın çekim yağlıboya resmi; üzerine fırça uzanıyor, gölgeler düşmüş

Bi­raz ken­di­niz­den ve sa­nata olan il­gi­ni­zin na­sıl baş­la­dı­ğın­dan bah­se­der mi­si­niz?

Ben Ayça Gü­neş, 28 ya­şın­da­yım ve sa­natla uğ­ra­şı­yo­rum. Ço­cuk­lu­ğum­dan beri ak­lımda bir­kaç farklı mes­lek vardı. Se­be­bini tam ola­rak bil­mi­yo­rum ama on ya­şın­day­ken gra­fi­ker ol­mak is­ti­yor­dum. Ya dan­söz, ya gra­fi­ker, ya aşçı ya da dün­yayı do­la­şan bir mü­zis­yen ola­ca­ğımı dü­şü­nü­yor­dum. Çev­remde gi­tar ça­lan bir­çok in­san vardı; ben de gi­tar ça­lı­yor­dum. An­cak za­manla mü­ziği bir ke­nara bı­ra­kıp resme yö­nel­dim ve gü­zel sa­nat­lar li­se­sine ha­zır­lan­maya baş­la­dım.

Sa­natla iliş­kim or­ta­o­kul yıl­la­rında baş­ladı. El­bette o dö­nemde yap­tık­la­rı­mıza ne öl­çüde sa­nat de­ne­bi­lir, emin de­ği­lim; fa­kat sa­na­tın pra­tik­le­riyle ilk kez o yıl­larda ta­nış­tım. Asıl an­lamda sa­natla kar­şı­laş­mam ise li­sans eği­ti­mi­min ikinci sı­nı­fında ger­çek­leşti. Gü­zel sa­nat­lar li­se­sin­deki eği­tim daha çok za­naat odak­lıydı. Tek­nik be­ce­ri­ler ka­za­nı­yor, bir re­fe­ransı ne ka­dar ba­şa­rılı bi­çimde tak­lit ede­bi­lir­se­niz o ka­dar iyi bir iş çı­kar­dı­ğı­nız dü­şü­nü­lü­yordu. Li­sans eği­ti­minde kar­şı­laş­tı­ğım sa­nat an­la­yışı ise bun­dan ol­dukça fark­lıydı.

Bu sü­reçte si­zin için bir dö­nüm nok­tası oldu mu?

Hem lise hem de üni­ver­site yıl­la­rında be­nim için önemli kı­rılma nok­ta­ları ya­şandı. Li­sede yap­tı­ğı­mız bir­çok işe yo­ğun bir oto­san­sür uy­gu­lu­yor­duk. Dev­let oku­lunda, Millî Eği­tim sis­te­mine bağlı bir ku­rumda eği­tim alı­yor­su­nuz ve öğ­ret­men­le­rin oto­ri­tesi çok daha be­lir­gin olu­yor. Aynı za­manda öğ­ren­ci­lerde bi­rey­sel ifade bi­linci de he­nüz tam ola­rak ge­liş­me­miş du­rumda. Bu ne­denle yap­mak is­te­di­ği­miz iş­leri is­te­di­ği­miz bi­çimde ger­çek­leş­ti­re­mi­yor, çoğu za­man kop­yaya da­yalı üre­tim­ler ya­pı­yor­duk. O dö­nemde ya­şa­dı­ğım bu oto­san­sü­rün beni dü­şün­meye ve sor­gu­la­maya it­ti­ğini ha­tır­lı­yo­rum.

Ben­zer du­rum­larla li­sans eği­ti­minde de do­laylı ola­rak kar­şı­la­şınca, bazı şey­leri kendi ken­di­mize ge­liş­tir­meye baş­la­dık. Bir di­ğer dö­nüm nok­tam ise atölye ho­camla ya­şa­dı­ğım bir tar­tış­maydı. Te­mel sa­nat eği­ti­min­den atölye ders­le­rine yeni geç­ti­ği­miz dö­nemde, atöl­ye­deki ilk haf­tamdı. Ho­cam bir ça­lış­mamı eleş­tir­mişti; ben de buna kar­şı­lık “Bu be­nim tar­zım de­ğil.” gibi bir ifade kul­lan­mış­tım. Bu­nun üze­rine, “Bu­rada bir tarzı ol­du­ğunu dü­şü­nen varsa atöl­yeyi terk et­sin.” de­mişti. Ben de ger­çek­ten çı­kıp git­miş­tim. Bu tür kü­çük ça­tış­ma­lar in­sa­nın ba­kış açı­sını ge­niş­le­ti­yor. Bu­gün ge­riye dö­nüp bak­tı­ğımda, ho­ca­mın ne de­mek is­te­di­ğini daha iyi an­la­ya­bi­li­yo­rum.

Re­sim bö­lü­münde yap­tı­ğı­nız li­sans ve yük­sek li­sans eği­ti­mi­nin sa­na­tı­nıza tek­nik ve kav­ram­sal açı­dan et­ki­leri ne­ler oldu?

Tek­nik açı­dan ba­kıl­dı­ğında, kendi de­ne­yim ala­nımı ge­niş­let­mem sa­ye­sinde önemli bir ge­li­şim gös­ter­di­ğimi dü­şü­nü­yo­rum. Se­rig­rafi baskı dı­şında yeni bir tek­nik öğ­ren­me­dim; çünkü tek­nik eği­tim açı­sın­dan li­sede ol­dukça yo­ğun bir alt­yapı edin­miş­tik.

Kav­ram­sal açı­dan ise du­rum fark­lıydı. Ya­pı­lan oku­ma­lar, atöl­ye­lerde yü­rü­tü­len tar­tış­ma­lar ve be­yin fır­tı­na­ları son de­rece de­ğer­liydi. İn­san­la­rın kendi üre­tim sü­reç­le­rini ve dü­şün­ce­le­rini bir­bir­le­riyle pay­laş­ması, atöl­yeyi ya­şa­yan bir dü­şünce or­ta­mına dö­nüş­tü­rü­yordu. Bu tar­tış­ma­lar, kav­ram­sal me­se­le­le­rin zih­nimde yer­leş­me­sine bü­yük katkı sağ­ladı.

Ben re­sim çı­kışlı bir sa­nat­çı­yım; an­cak üre­tim pra­ti­ğim yal­nızca re­simle sı­nırlı de­ğil. Di­ji­tal iş­ler, baskı tek­nik­leri, hey­kel ve per­for­mans gibi farklı alan­larda da ça­lı­şı­yo­rum. Özel­likle de­ney­sel sa­nat der­si­nin, mal­zeme ve ifade bi­çim­leri üze­rine dü­şün­mek açı­sın­dan he­pi­miz için önemli bir fır­sat sun­du­ğunu dü­şü­nü­yo­rum. Bu derste ama­cım yal­nızca re­sim yap­mak de­ğil, farklı ifade ola­nak­la­rını araş­tır­maktı. Çoğu za­man bir me­ta­for üret­meye ça­lı­şı­yor, ba­zen de si­nes­te­zik bir yak­la­şımla dü­şü­nü­yor­dum. Bir kav­ra­mın bizde uyan­dır­dığı his­sin hangi bi­çime dö­nüş­mek is­te­di­ğini sor­gu­lu­yor­dum: Bir vi­deo mu ol­malı, bir per­for­mansa mı dö­nüş­meli, yoksa başka bir ifade bi­çimi mi ge­rek­ti­ri­yor? İçe­riği bi­çime dö­nüş­türme sü­reci, sa­nat pra­ti­ğim açı­sın­dan bana çok şey öğ­retti.

Beyaz rafın içinde alçı kalıplar, çocuk eli ve ayak biçimleri, siyah boyalı pembe el heykeli

Me­zun ol­duk­tan son­raki ha­ya­tı­nızla il­gili na­sıl plan­la­rı­nız vardı ve son­ra­sında ba­ğım­sız bir sa­natçı ola­rak ne­lerle kar­şı­laş­tı­nız?

Bunu iki bö­lümde an­la­ta­bi­li­rim. Sa­nat dün­ya­sını bü­yük bir şir­ket gibi dü­şü­nü­yo­rum; biz de onun ça­lı­şan­ları gi­bi­yiz. An­cak bu alana adım at­tı­ğı­mızda bizi ne­le­rin bek­le­di­ğine dair be­nim al­dı­ğım eği­timde ne­re­deyse hiç­bir içe­rik yoktu. Va­kıf üni­ver­si­te­le­rinde bu ko­nuya yö­ne­lik ol­dukça ni­te­likli ders­le­rin ve­ril­di­ğini gö­rü­yo­rum. Bi­zim eği­ti­mi­mizde daha çok ma­kale yazma ve aka­de­mik ka­ri­yere yö­ne­lik içe­rik­ler vardı; sa­nat pi­ya­sa­sı­nın iş­le­yi­şine dair ise çok az şey öğ­re­ni­yor­duk.

Me­zun ol­duk­tan son­raki dö­neme ait çok net ha­tır­la­dı­ğım bir an var. Tem­muz ayı­nın or­ta­sında bir gün uyan­dım ve kendi ken­dime “Şimdi ne ya­pa­ca­ğım?” diye sor­dum. Her­hangi bir ga­le­riyle ça­lış­mı­yor­su­nuz, sizi yön­len­di­ren bir yapı yok ve sa­hip ol­du­ğu­nuz ağ­lar ol­dukça sı­nırlı. El­bette bi­ri­le­ri­nin eli­niz­den tut­ma­sına ge­rek yok; bun­lar bi­raz da o dö­ne­min duy­gu­sal dü­şün­ce­le­riydi. An­cak sa­nat ala­nında iliş­ki­ler ağı­nın ne ka­dar be­lir­le­yici ol­du­ğunu me­zu­ni­yet son­ra­sında daha net fark et­tim.

Za­manla ga­le­ri­lerle, sa­nat­çı­larla ve sa­nat çev­re­sin­den in­san­larla sergi me­kân­la­rı­nın dı­şında da bir araya gel­meye baş­la­dım. İn­san­lar önce beni Ayça ola­rak ta­nıdı, ar­dın­dan üre­tim­le­rimle kar­şı­laştı. Hatta be­nim hiç ta­nı­ma­dı­ğım ki­şi­le­rin iş­le­rimi bil­diği du­rum­larla da kar­şı­laş­tım.

Bir yan­dan ge­çi­mimi sağ­la­ya­bil­mek için re­sim kurs­la­rında ça­lışma ola­nak­la­rını araş­tır­maya baş­la­dım. An­cak bu ol­dukça re­ka­betçi bir alandı; me­zun sa­yısı fazla, ola­nak­lar ise sı­nır­lıydı. Bir­kaç yıl bo­yunca farklı yaş grup­la­rına re­sim, baskı ve hey­kel ders­leri ver­dim.

An­kara’daki ga­leri sa­yısı belli; İs­tan­bul ise ta­ma­men farklı bir sa­nat or­ta­mına sa­hip. An­cak ben kendi ya­şa­mımı o dün­ya­nın içinde kur­mak is­te­yen biri ol­ma­dım. Üre­tim­le­rimi de çok pi­yasa odaklı gör­mü­yo­rum. Sa­tın alı­na­bi­lir iş­ler üret­mek­ten zi­yade, il­gi­len­di­ğim me­se­le­leri gö­rü­nür kıl­maya ça­lı­şı­yo­rum. Üre­tim pra­ti­ğim hiç­bir za­man bir şey sat­mak ama­cıyla şe­kil­len­medi.

Bu ne­denle sa­nat pra­ti­ğimi sür­dü­re­bil­mek için farklı yol­lar dü­şün­meye baş­la­dım. Dövme yap­maya yö­nel­dim. Baskı iş­ler üre­tip bun­ları sa­ta­bi­le­ce­ğimi dü­şün­düm. Bir dö­nem mü­zik grup­ları için sahne mak­yajı yapma fik­riyle de il­gi­len­dim. Bu plan ha­yata geç­medi an­cak hâlâ ak­lı­mın bir kö­şe­sinde du­ru­yor.

Bi­raz kendi sa­nat di­li­niz­den ve üre­tim pra­tik­le­ri­niz­den bah­se­de­bi­lir mi­si­niz?

Kul­lan­dı­ğım mal­ze­me­ler ve ifade bi­çim­leri ol­dukça çe­şitli. Ba­zen zih­nimde güçlü bir gör­sel be­li­ri­yor, ba­zen de üze­rine dü­şün­mek is­te­di­ğim bir me­sele ya da ak­tar­mak is­te­di­ğim bir duygu olu­yor. Üre­ti­min bi­çimi de ço­ğun­lukla bu çı­kış nok­ta­sına göre şe­kil­le­ni­yor.

Ör­ne­ğin bir duy­guyu ya da ey­lemi tek­rar ve sü­rek­li­lik üze­rin­den ele al­mak is­ti­yor­sam, vi­deo ya da per­for­mans gibi mec­ra­lara yö­ne­li­yo­rum. Daha doğ­ru­dan ve çar­pıcı bir etki ya­rat­mak is­te­di­ğimde re­sim öne çı­ka­bi­li­yor. Daha sa­kin ama güçlü bir duygu söz ko­nusu ol­du­ğunda ise ken­dimi çoğu za­man üç bo­yutlu üre­tim­lere yö­ne­lir­ken bu­lu­yo­rum. Üç bo­yutlu iş­le­rin et­ra­fında do­la­şa­bilme ve on­larla fi­zik­sel bir ilişki ku­ra­bilme im­kâ­nını ol­dukça et­ki­le­yici bu­lu­yo­rum.

Kendi be­de­ni­niz üze­rin­den ça­lış­mak za­manla si­zin için na­sıl bir de­ne­yime dö­nüştü?

İlk dö­nem­lerde üre­tim­le­rim çok daha san­sür­lüydü. Ken­dime ait olan un­sur­lar iş­le­rimde daha ano­nim bir bi­çimde yer alı­yordu. Za­manla bu­nun de­ğiş­ti­ğini söy­le­ye­bi­li­rim. İş­le­rime bana ait ol­du­ğunu daha be­lir­gin kı­lan bazı nü­ans­lar ek­le­meye baş­la­dım. Za­ten ça­lış­ma­la­rımda kul­lan­dı­ğım be­den ka­lıp­ları doğ­ru­dan kendi be­de­ni­min par­ça­la­rın­dan olu­şu­yor. Re­sim­le­rimde de ben­zer bir yak­la­şım söz ko­nusu.

Ör­ne­ğin ilk çi­zim­le­rimde be­den kıl­ları gibi ay­rın­tı­lar hiç yer al­mı­yordu; bu­gün ise bu ko­nuda çok daha ra­hat his­se­di­yo­rum. Bu­nunla bir­likte, ger­çekçi bir tem­sil dili kul­lan­dı­ğım için hâlâ be­lirli öl­çü­lerde bir oto­san­sür­den söz et­mek müm­kün.

Kendi be­de­ni­nizle ça­lış­mak za­manla in­sanı ken­di­sine ya­ban­cı­laş­tı­ran bir de­ne­yime de dö­nü­şe­bi­li­yor. Son dö­nemde özel­likle, “İn­sa­nın ken­di­sine ait olan bir şey dış­sal­laş­tı­ğında na­sıl tik­sinti ya da ra­hat­sız­lık duy­gusu ya­ra­ta­bi­lir?” so­rusu üze­rine dü­şü­nü­yo­rum. Bu ne­denle ide­a­lize edil­miş ya da gü­zel port­re­ler üret­mek gibi bir ama­cım yok. Tam ter­sine, ku­surlu ola­rak ta­nım­la­nan un­sur­ları ya­kın­laş­tı­ra­rak daha gö­rü­nür hâle ge­tir­meye ça­lı­şı­yo­rum.

Fırçaların doldurulduğu kavanozlar, duvardaki karakalem çizim ve yanda büyük bir saksı bitkisi

Be­de­nin gör­sel tem­sili ve ha­tır­lat­tığı şey­ler ara­sında na­sıl bir bağ ku­ru­yor­su­nuz?

Bu ilişki as­lında duy­gu­larla bağ­lan­tılı. Zih­nimde be­lirli bir tema olu­yor ve bu tema za­manla farklı alt baş­lık­lara ay­rı­lı­yor. İş­ler de ço­ğun­lukla bu ay­rışma nok­ta­la­rında or­taya çı­kı­yor. Be­denle kur­du­ğum ilişki ise bü­yük öl­çüde ke­li­me­lerle bağ­lan­tılı. Bir ke­li­me­nin zih­nimde çağ­rış­tır­dığı bir kurgu, bir imge ya da bir duygu olu­yor. Li­sans eği­ti­mim­den sonra mo­del ola­rak baş­ka­la­rı­nın be­den­le­rini kul­lan­mak ye­rine kendi be­de­nimle ça­lış­maya baş­la­dım. Çünkü her­ke­sin kendi me­se­le­si­nin öz­nesi ol­ması ge­rek­ti­ğini dü­şü­nü­yo­rum.

“Onay­landı” isimli bir per­for­mans ger­çek­leş­tir­di­niz. Bu per­for­mans­tan ve or­taya çı­kış sü­re­cin­den bah­se­de­bi­lir mi­si­niz?

“Onay­landı” per­for­man­sını ilk kez 2020 yı­lında ger­çek­leş­tir­dim. Kendi dik­ti­ğim be­yaz bir kı­ya­fet gi­yi­yor­dum ve hem hey­kel hem de re­sim bö­lüm­le­ri­nin bu­lun­duğu alanda otu­ru­yor­dum. İz­le­yi­ci­ler is­ter­lerse ge­lip üze­rime “Onay­landı” müh­rünü ba­sa­bi­li­yor­lardı. Be­nim per­for­mans­taki ey­le­mim yal­nızca otur­maktı.

Ol­dukça tu­haf bir de­ne­yimdi. Za­man za­man per­for­man­sın için­den çı­kıp du­ruma dı­şa­rı­dan bak­tı­ğım an­lar da oldu. Bir an­lamda sos­yal bir de­ney ger­çek­leş­tir­miş ol­dum. İl­ginç olan, in­san­la­rın per­for­mansı bü­yük öl­çüde be­nim bir tür onay­lanma ih­ti­yacı duy­du­ğum şek­linde yo­rum­la­ma­sıydı. Ka­dın ol­mam, be­den öl­çü­le­rim ya da başka ki­şi­sel özel­lik­le­rim ne­de­niyle onay­lan­mak is­te­di­ğimi dü­şün­dü­ler. Oysa per­for­man­sın çı­kış nok­tası bun­dan fark­lıydı.

Daha sonra Go­ethe-Ins­ti­tut’tan des­tek alan bir pro­jemi dö­nüş­tü­re­rek “Onay­landı” per­for­man­sını ye­ni­den kur­gu­la­dım. İlk proje, ve­gan-ve­je­tar­yen bir ma­ni­festo ni­te­liği ta­şı­yordu; an­cak iz­le­yici ta­ra­fın­dan bu şe­kilde okun­ma­ya­bi­le­ce­ğini fark et­tim. O dö­nemde ya­şa­nan bir ka­dın ci­na­yeti de ka­ra­rımı et­ki­ledi. Pro­jede kul­la­na­ca­ğım be­den par­ça­ları ve ke­sit­leri ne­de­niyle, Kı­zı­lay gibi ka­mu­sal bir alanda işin farklı an­lam­lara çe­ki­le­bi­le­ce­ğini dü­şün­düm. Ka­dın bir sa­natçı ola­rak o nok­tada du­rup pro­jeyi ye­ni­den de­ğer­len­dir­mem ge­rek­ti­ğini his­set­tim.

Bu sü­reçte “Onay­landı” per­for­man­sını ter­sine çe­vir­meye ka­rar ver­dim. Bu kez onay­la­nan kişi ben de­ğil, baş­ka­ları ola­caktı. Pro­je­nin de­ğer­len­dirme sü­re­cin­deki jüri üye­leri de bu dö­nü­şüm sı­ra­sında bana des­tek ol­du­lar. Per­for­mans kap­sa­mında, arka bö­lümde çe­şitli kı­ya­fet­le­rin yer al­dığı ve her ta­ra­fına “Onay­landı” mü­hür­le­ri­nin ba­sıl­dığı bir yer­leş­tirme oluş­tur­dum. Ar­dın­dan önce nes­ne­leri, daha sonra da per­for­mansı de­ne­yim­le­meye ge­len iz­le­yi­ci­leri mü­hür­le­meye baş­la­dım. Bu ver­si­yon, be­nim için ilk per­for­mans­tan ol­dukça farklı bir de­ne­yim sundu.

Ser­giye ne za­man ha­zır­lan­maya baş­la­dı­nız? Üre­tim sü­re­ci­niz na­sıl iler­ledi? Ser­gi­nin adına ka­rar ve­rir­ken “Ken­dimle Aramda” ifa­desi zih­ni­nizde hangi nok­tada net­leşti?

“Ken­dimle Aramda” uzun sü­re­dir zih­nimde do­la­şan bir dü­şün­ceydi. Ser­gide yer alan iş­le­rin bü­yük bö­lümü de bu dü­şün­ce­nin et­ra­fında şe­kil­lendi. Bir işe tam ola­rak ne za­man baş­lan­dı­ğını söy­le­mek be­nim için zor. Üre­tim sü­reci sü­rekli de­vam eden, akış hâ­lin­deki bir du­rum gibi ge­li­yor bana. Dü­şün­ce­ler ve fi­kir­ler zi­hinde ol­gun­laş­mayı sür­dü­rü­yor. Baş­lan­gıç nok­tası, ge­li­şim sü­reci ve or­taya çı­kan so­nuç her za­man bir­bi­ri­nin bi­re­bir de­vamı ol­ma­ya­bi­li­yor. An­cak ge­nel ola­rak, hem çı­kış nok­ta­ları hem de üre­tim sü­re­ci­nin ken­disi, ifade et­mek is­te­di­ğim şeyi za­manla daha gö­rü­nür ve net hâle ge­ti­ri­yor.

“Ken­dimle Aramda”, ken­di­mizle kur­du­ğu­muz o me­sa­feyi na­sıl an­la­tı­yor?

As­lında bu kıs­mıyla çok il­gi­len­mi­yo­rum. Ben kendi pa­yıma dü­şeni ya­pı­yor ve or­taya ko­yu­yo­rum. Son­ra­sın­daki yo­rum­lama alanı iz­le­yi­ciye ait. Her­ke­sin iş­lerle kendi iliş­ki­sini kur­ma­sını daha an­lamlı bu­lu­yo­rum.

Eser­le­ri­nizde kul­lan­dı­ğı­nız ya­kın ba­kış açı­sıyla iz­le­yi­ci­nin be­de­nine ve tü­ke­tim alış­kan­lık­la­rına dair na­sıl bir far­kın­da­lık ya­rat­mayı amaç­lı­yor­su­nuz?

Tü­ke­tim alış­kan­lık­ları ko­nu­sunda, öte­ki­nin de öte­kisi ola­rak gör­dü­ğüm hay­van be­deni üze­rin­den bir an­latı kur­maya ça­lı­şı­yo­rum. Uzun yıl­lar­dır ve­je­tar­yen ola­rak ya­şı­yo­rum. Bu du­rum is­ter is­te­mez bi­rey­sel bir ak­ti­vizm bi­çi­mine dö­nü­şü­yor ve üre­tim­le­rimde de gö­rü­nür hâle ge­li­yor. Tü­ke­tim ve alış­kan­lık­lar me­se­le­sine bu nok­ta­dan yak­la­şı­yo­rum.

İz­le­yi­ci­nin kendi be­de­niyle doğ­ru­dan bir he­sap­laşma ya­şa­ma­sını he­def­le­di­ğimi söy­le­ye­mem. Daha önce de be­lirt­ti­ğim gibi, bu iş­ler ön­ce­likle “ken­dimle aramda” olan bir iliş­ki­nin ürünü. Ben kendi de­ne­yi­mimi ve be­de­nimi or­taya ko­yu­yo­rum.

Be­den, bes­lenme ve kont­rol kav­ram­la­rını ağız ve deri üze­rin­den, yani be­de­nin en te­mel sı­nır­ları üze­rin­den ele alı­yor­su­nuz. Bu böl­ge­le­rin iç ve dış ara­sın­daki ge­çir­gen­liği gö­rü­nür kıl­ma­daki ro­lünü na­sıl ta­nım­lar­sı­nız?

İç ve dış ara­sın­daki iliş­kiyi te­melde Ju­lia Kris­teva’nın or­taya koy­duğu ab­ject kav­ramı üze­rin­den dü­şü­nü­yo­rum. Kris­teva’nın dış­la­nan, ra­hat­sız edici ve sı­nır­ları be­lir­siz olana iliş­kin yak­la­şı­mını, Pi­erre Bo­ur­dieu’nun ha­bi­tus ku­ra­mıyla bir­likte oku­maya ça­lı­şı­yo­rum.

Be­nim üre­tim pra­ti­ğimde be­de­nin ilk fi­zik­sel iç-dış iliş­kisi ağız üze­rin­den ku­ru­lu­yor. Ağız hem tü­ke­ti­min hem de be­de­nin dış dünya ile kur­duğu iliş­ki­nin baş­lan­gıç nok­tası. Deri ise bu iliş­ki­nin sı­nı­rını be­lir­le­yen ve aynı za­manda kı­rıl­gan­lı­ğını gö­rü­nür kı­lan bir eşik ola­rak kar­şı­mıza çı­kı­yor.

Be­ğeni yar­gı­ları ve top­lum­sal ka­bul­ler ka­çı­nıl­maz bi­çimde bir “öteki” ya­ra­tı­yor. Bu du­rum beni sık­lıkla, öte­ki­nin de öte­kisi ola­rak dü­şün­dü­ğüm hay­van be­de­nine yön­len­di­ri­yor. Gö­rü­nür­lük me­se­lesi de tam bu nok­tada önem ka­za­nı­yor. Gö­rü­nür olan şey yal­nızca dış­la­nanı ya da bas­tı­rı­lanı açığa çı­kar­mı­yor; aynı za­manda iç ve dış ara­sın­daki ge­çir­gen sı­nır­ları da gö­rü­nür kı­lı­yor.

Duvarda yan yana asılı çerçeveli bir kırmızı fonlu portre ve onu inceleyen, sırtı dönük sarışın kadın

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Fotoğraf

Alternatif Bir Aile Albümü: Kill City — “New York’un Terk Edilmiş Binalarında Doğan Kültür”

Kill City’nin hikâyesi, Ash Thayer’ın sanat eğitimi almak için Memphis’ten New York’a taşınması ve burada kendine uygun…

Çağlar Kaya4 Ekim 2025