Feraye Doğan, "Mektep", 2026, Metal gravür baskı (C3+C5), 29 x 35 cm
Feraye Doğan, "Mektep", 2026, Metal gravür baskı (C3+C5), 29 x 35 cm

Görsel Sanatlar

Görünenin Ardında: Muhteva

Ayça Güneş

5 Ekim 2026

UNITE Ortak Mekan’ın 2026–2027 sezon açılış sergisi olan Muhteva, Ali İbrahim Yiğit, Ali Yayla, Ayça Buğlagil, Bartu Kılıç, Deniz Kılınç, Doğa Ertekin, Eren Kenar, Feraye Doğan, Firuze Bade Babat, Gülay Yıldırım, Mehmet Gündoğan ve Zeynep Büyükarman’ın üretimlerini bir araya getiriyor. Sergi, günümüzde görsel tüketimin hızlanmasıyla birlikte yüzeyin ve biçimin giderek daha görünür hâle gelmesi, içeriğin ise geri planda kalması üzerinden bir tartışma açıyor.

Bir yapıtı, düşünceyi ya da mekânı dolduran asıl unsur nedir? Muhteva sergisinin çıkış noktasını oluşturan bu soru, ilk bakışta sanatın en temel tartışmalarından birini yeniden gündeme getiriyor gibi görünebilir. Ancak serginin asıl meselesi, bana kalırsa, “içerik nedir?” sorusundan biraz daha farklı bir yerde duruyor. Çünkü burada tartışılan yalnızca bir eserin ne anlattığı değil, onu anlamlı hâle getiren şeyin nerede bulunduğu. Bir nesnenin içinde mi, sanatçının düşüncesinde mi, sergilendiği mekânda mı, yoksa izleyicinin onunla karşılaşmasında mı? Ya da hatırlattığı şey ne?

Bu noktada Muhteva’nın güncel görsellerle kurduğu ilişki oldukça önemli. Bugün bir görüntüye bakmak için ayırdığımız sürenin giderek kısaldığını söylemek mümkün. Bir işin ne olduğu, ne kadar dikkat çektiği, nasıl göründüğü ve ilk karşılaşmada ne hissettirdiği, bazen işin kendisinden çok daha fazla önem kazanabiliyor.

Sorumuza yaklaştığımızda, yeniden mekânsallaştırma ve hatırlama kavramları, mekânı biçimlendiren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. En basit hâliyle mekân, “insanın fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan bir ‘ev’ olarak var olurken, aynı zamanda zihinsel ve duygusal ihtiyaçların karşılanacağı bir barınak görevi de üstlenir. Duygu ve düşüncelerini, kültürünü ve yaşama ilişkin edinimlerini, yaşadığı o ‘yer’e, yani sahip olduğu mekâna yansıtmak isteyen insan, bunu başarabilme yollarının keşfini her gün sürdürmektedir” (Taşçıoğlu, 2020, s. 16).

Yeni bir soru ortaya çıkıyor: Yokluk, mekâna yönelik yaklaşımı nasıl etkiler? Mekânı kendi yaklaşımları doğrultusunda etkileyen ve şekillendiren sanatçılar bu noktada devreye giriyor. Muhteva’nın “içerik” fikrini tek ve sabit bir anlam olarak ele almadığı görülüyor. Sanatçıların yaklaşımlarında boşluk, yüzey, malzeme, gündelik nesneler, hafıza, atmosfer ve izleyiciyle kurulan ilişki gibi birbirinden farklı unsurlar öne çıkıyor; ancak bütün bu yaklaşımlar, görünenin tek başına yeterli olmadığı noktasında kesişiyor.

Bu açıdan bakıldığında sergideki “muhteva”, eserin içine önceden yerleştirilmiş ve izleyici tarafından bulunmayı bekleyen bir özden çok, üretim süreci, malzeme, sanatçının deneyimi ve izleyicinin bakışı arasında oluşan değişken bir alan olarak beliriyor. Dolayısıyla sergide görünür olan ile onun ardında kalan arasında kesin bir sınır çizmek mümkün değil; aksine yüzey, çoğu zaman görünmeyene açılan ve anlamın her karşılaşmada yeniden kurulmasını sağlayan bir eşik işlevi görüyor.

Bu durum “hatırlama” kavramı için de geçerli. Hatırlamak yalnızca geçmişte yaşanmış bir şeyi yeniden zihne getirmek değildir. Hatırlanan şey, her seferinde bugünün içinden yeniden kuruluyor. Bir görüntü, nesne ya da iz geçmişe ait olsa bile onunla bugün kurduğumuz ilişki değişebiliyor. Mekânı “ev” ile tanımlayarak ulaşmaya çalıştığımız nokta da burada yeniden devreye giriyor. Örneğin, “her evin kendine has, özgün bir kokusu varsa, bu zihinlerdeki hatırlama ve mekânsallaştırma yöntemlerinin de kendine has ve özgün olduğu” söylenebilir. Dolayısıyla mekân, yalnızca fiziksel sınırlarıyla değil, onda biriken deneyimler, duyular ve hatıralar aracılığıyla da varlık kazanıyor.

Ayça Buğlagil "Yansımasız Cam", 2026, Serigrafi Baskı, 56 x 42 cm
Ayça Buğlagil “Yansımasız Cam”, 2026, Serigrafi Baskı, 56 x 42 cm

On iki sanatçının üretimlerine baktığımızda, tek bir teknik, malzeme ya da biçimsel yaklaşım üzerinden ilerleyen bir sergiden söz etmediğimizi görüyoruz. Zaten Muhteva’nın iddiası da ortak bir estetik dil yaratmak değil. Daha çok, farklı üretim biçimlerinin aynı soru etrafında nasıl bir araya gelebileceğini ortaya koymak.

Ali İbrahim Yiğit, "Yuva", 2026, karışık teknik(kumaş, dantel, elyaf, marker), 150 x 40 cm
Ali İbrahim Yiğit, “Yuva”, 2026, karışık teknik(kumaş, dantel, elyaf, marker), 150 x 40 cm

Sonuçta Muhteva, görsel tüketimin bu kadar hızlandığı bir dönemde izleyiciden yalnızca bakmasını değil, baktığı şeyin içinde ve çevresinde biraz daha uzun süre kalmasını istiyor olabilir. Görünenin arkasında mutlaka gizli bir anlam olduğunu iddia etmektense, anlamın görünür olan ile görünmeyen arasında nasıl oluştuğuna bakıyor.

Belki de serginin ortaya attığı sorunun kesin bir cevabı yok. Zaten Muhteva kelimesini ilginç kılan da biraz bu. Çünkü muhteva, yalnızca bir şeyin içinde bulunan ve oradan çıkarılmayı bekleyen bir içerik değil; bakışla, deneyimle, mekânla ve hatırlamayla birlikte sürekli yeniden kurulan bir anlam alanı olarak düşünülebilir.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Sinema

Videokunstarkivet Sanatçıları ile Röportajlar — Part I

Norveç Video Sanat Arşivi (Videokunstarkivet), 1960’lardan bu yana Norveç’te üretilen video sanatını kapsamlı…

Zeynep Seda Özmen7 Ocak 2026