Emeğe değer biçtiğini söyleyen bir meslek örgütü, önce kendi rakamlarının hesabını vermek zorunda. AICA Türkiye’nin tarifesinde eksik olan da tam olarak bu: yüksek sesli bir ücret talebi var, fakat talebin arkasında açıklayıcı bir hesap yok.
Bir tarife, hesabı verilmediği anda meslek standardı değil; otorite pozudur.
Sanat emeğinin karşılığının ödenmesi gerektiğini hâlâ tartışıyormuş gibi yapmak zaman kaybı. Sanat yazarı yazdığı metnin, küratör yaptığı çalışmanın, araştırmacı harcadığı zamanın, konuşmacı aktardığı bilginin karşılığını almalı. Türkiye’de kültür-sanat alanının yıllardır ücretsiz ya da düşük ücretli emeği neredeyse ahlaki bir fedakârlık gibi pazarladığı da ortada. Tam da bu yüzden bir meslek örgütünün işi yalnızca rakam ilan etmek değil; o rakamları açık, denetlenebilir ve savunulabilir biçimde gerekçelendirmektir.
AICA Türkiye’nin 2026 yılının ikinci yarısı için yayımladığı tavsiye edilen asgari ücret tarifesinde 500 kelimeye kadar bir yazı için 7.500 TL, 2.500 kelimeye kadar katalog metni için 45.000 TL, sanatçı monografisi ve editoryal çalışma için ayrı ayrı 250.000 TL öneriliyor. Küratoryal hizmetlerde ise kurum türüne göre bir ayrım yapılmış durumda: inisiyatif ve bağımsız mekânlar için 100.000 TL, galeriler için 300.000 TL, orta ölçekli kurumlar için 450.000 TL, bienal, müze ve festival ölçeğinde ise 750.000 TL. Aylık proje yönetimi ve araştırma için ayrı ayrı 130.000 TL; konuşma, günlük jüri üyeliği, iki saate kadar atölye, sergi turu ve moderasyon için 30.000 TL tavsiye ediliyor. AICA ayrıca bunların vergi ve diğer ticari yükümlülükler hariç net taban hizmet bedelleri olduğunu belirtiyor.[1]
Güncel tarifede, kâr amacı gütmeyen kolektif ve inisiyatiflerle yürütülecek çalışmaların ücretinin karşılıklı değerlendirmeye tabi olduğu da aktarılıyor; ancak bu esneklik, değerlendirmenin hangi ekonomik ölçütlerle yapılacağı sorusunu ortadan kaldırmıyor.[2]
Buraya kadar tablo açık. AICA farklı kurum tiplerini birbirinden ayırıyor ve tek bir küratoryal ücret önermiyor. Bu önemli ama asıl soru başka:
Bu kategoriler neye göre ekonomik kategori sayılıyor?
“Bağımsız mekân”, “galeri”, “orta ölçekli kurum” ve “müze” birer kurum türü ve tanımı. Fakat kurum türü ile ekonomik ölçek aynı şey değil. İki kişinin işlettiği, yılda birkaç sergi yapan küçük bir ticari galeri ile onlarca çalışanı, güçlü koleksiyoner ilişkileri ve ciddi satış hacmi bulunan bir galeri aynı başlık altında yer alıyor. Benzer şekilde “bağımsız” olarak tanımlanan bir yapı güçlü uluslararası fonlara erişebilirken, başka bir bağımsız mekân birkaç kişinin kişisel gelirleriyle ayakta kalıyor olabilir. O halde 100.000, 300.000, 450.000 ve 750.000 TL arasındaki sınırlar hangi ekonomik ölçüt üzerinden kuruluyor? Yıllık bütçe mi? Ciro mu? Proje bütçesi mi? Çalışan sayısı mı? Sergi bütçesi mi? Kurumsal gelir mi?
Bu ölçütlerin hiçbiri tarifede açıkça tanımlanmıyor.

AICA Türkiye Telif ve Ücretler Komisyonu kendi görev tanımında fiyat politikalarının enflasyon, genel ekonomik politikalar, diğer AICA üyeleri ile dünyadaki eğilim ve gelişmeler dikkate alınarak belirleneceğini; gerekirse anket yapılacağını ve kurumlarla iş birliği geliştirileceğini söylüyor.[3] Bu gayet makul bir yöntem tarifi olmasına rağmen; yayımlanan tarifenin yanında bu yöntemin sonucunu görmüyoruz.
Kaç sanat yazarıyla görüşüldü? Kaç küratörün fiilen aldığı ücret incelendi? Kaç galeriye, bağımsız mekâna, müzeye ya da yayıncıya bütçeleri soruldu? Türkiye’de son bir yıl içinde ödenen küratoryal ücretlerin medyanı nedir? İstanbul dışındaki kurumlarda durum nasıl? Bağımsız yayınlar 500 kelimelik bir metne bugün gerçekte ne ödüyor? Açıklanan tarifeyi sektörün ne kadarı uygulayabiliyor?
Bu veriler tarife ve komisyon sayfalarında kamuya sunulmuyor. Dolayısıyla karşımızda yöntemi tarif edilmiş, fakat hesabı gösterilmemiş bir fiyat listesi var. Bir meslek örgütü “üyelerimizin en az bu bedeller üzerinden anlaşmasını öneriyoruz” dediği anda yalnızca iyi niyetli bir temennide bulunmaz; mesleki alanı düzenlemeye, kimin profesyonel sayılacağını ve hangi bedelin meşru kabul edileceğini belirlemeye çalışır. AICA’nın kendi ifadesiyle bunlar tavsiye edilen taban ücretlerdir.[1] O hâlde bu tabanın zemini de görünür olmak zorundadır. Gerçekte işlerin nasıl ilerlediğini ve mevcut durumu açıklamak için veri toplamak elbette emek ister. Fakat bu emek gösterilmeden ilan edilen tarife, mesleki standarttan çok, hesabı sorulmamış bir otorite beyanına benziyor. Üstelik ücretlendirme önerisi yapılan işin kapsamı net biçimde ortaya konmadığında, geriye özensizlik ve “dostlar alışverişte görsün” ciddiyetsizliği kalıyor.
Rakam var. Yöntem yok. Veri yok. Hesap yok.
Örneğin “galeri küratörlüğü: 300.000 TL”. Bu bedelin karşılığı tam olarak nedir? Tek sanatçılı küçük bir sergi mi? On beş sanatçılı bir grup sergisi mi? Üç haftalık çalışma mı, dokuz aylık araştırma mı? Sanatçı seçimi dâhil mi? Metin yazımı dâhil mi? Eser üretim takibi, yerleşim, bütçe, lojistik, yayın, basın ilişkileri ve teknik koordinasyon dâhil mi?

AICA tarifenin iş tanımına ve çalışma sürecine göre kurumla planlanabileceğini belirtiyor. Fakat taban fiyat sabit tutuluyor. Tam da bu nedenle tabanın nasıl hesaplandığı daha önemli hâle geliyor. Aynı sorun bir başka başlıkta aylık 130.000 TL’lik proje yönetimi için de geçerli.[1]
Ayda kaç saat? Haftada kaç gün? Tam zamanlı mı? Danışmanlık mı? Operasyon sorumluluğu var mı?
Bir kişinin yürüttüğü küçük bir proje ile yüzlerce kalemlik kurumsal prodüksiyonu yalnızca “aylık proje yönetimi” başlığı altında toplamak fiyatlandırmayı açıklamıyor. Bunlar teknik ayrıntılar değil. Fiyatlandırmanın kendisi. Fakat asıl mesele rakamların “yüksek” olup olmaması da değil. Büyük bir kurumdan 300.000, 450.000 veya 750.000 TL küratoryal hizmet bedeli istenmesi pekâlâ makul olabilir. Bazı projelerde bu rakamlar düşük bile kalabilir.
Sorulması gereken soru şu: Bu rakam gerçekte sektörün hangi bölümünün gerçekliğini temsil ediyor?
Çünkü bir ücret tarifesinin mesleki değer üretmesi için yalnızca emeğin hak ettiği bedeli ifade etmesi yetmez; o emeğin faaliyet gösterdiği ekonomik alanla da ilişki kurması gerekir.
Kendi yağında kavrulan bir yayın 500 kelimelik metin için 7.500 TL ödeyemediğinde yazar otomatik olarak 7.500 TL kazanmıyor. O yazı hiç sipariş edilmeyebilir. Bir galeri önerilen taban küratoryal bedeli karşılayamadığında küratörün ücreti yükselmiyor. İş kurum içinde dağıtılabilir, görünmez emek büyüyebilir, kapsam daralabilir ya da proje rafa kalkabilir.
Bu, “kültür sanat emekçileri daha az para alsın” demek değil. Tam tersine, kültür sanat emekçilerinin daha iyi ücretlendirilmesini gerçekten istiyorsak, sektörün hangi kısmının ne kadar ödeme yapabildiğini de bilmek zorundayız. Mevcut düşük ücretleri standartlaştırmak da çözüm değil; çalışanın geçimini koruyacak bir tabanın hangi kaynak ve çalışma düzeniyle karşılanacağını göstermek gerekiyor. Aksi hâlde ücret politikası emeğin gerçek koşullarını değiştiren bir araç olmaktan çıkıp, olması arzu edilen piyasanın fiyat listesini yayımlamaya dönüşüyor.

Türkiye’de uluslararası bir kurumun adını taşımak, o kurumun birikimi üzerinden itibar devşirmek değil, o itibarın gerektirdiği mesleki ciddiyeti göstermek demektir. İsimden gelen ağırlığı kullanıp işin yöntemini açıklamamak, o itibarı güçlendirmez; tüketir. AICA’nın ulusal seksiyonları ticari bir isim hakkı bayiliği değil; ortak kurallara bağlı mesleki yapılardır.[4] Bu bağ kimseye ismin arkasına saklanma ayrıcalığı vermez. Tam tersine, yapılan işin aynı sertlikle sorgulanmasını zorunlu kılar.
AICA International’ın 2024’te yaptığı çalışma koşulları araştırması, 16 soruyla 434 yanıt topladığını açıklıyor ve bulgularını yayımlıyor.[5] Bu çalışma Türkiye’deki çalışma koşullarını ve ücretlendirme için yeterli bir kaynak olmasa da yöntemi ve kapsamı ortadadır. Uluslararası örgütün kendi içinde gerçekleştirdiği pratikleri AICA Türkiye’nin de ülkenin koşullarına göre tatbik etmesi beklenir.
Örneğin AICA Fransa, metin birimini boşluklar dâhil 1.500 karakter, yani yaklaşık 250 kelime olarak tanımlıyor. Bu birim için 400 avro brüt ve KDV hariç tutarın altına inilmemesi gerektiğini, bağımsız yazarın net asgari saatlik kazancını koruyamamasıyla ilişkilendiriyor. Araştırma süresi, teslim takvimi, avans ve yeniden kullanım koşullarını ayrıntılı biçimde açıklıyor.[6] Eksiksiz bir maliyet raporu sunmasa da ücretin hangi emek ve geçim ölçüsüne dayandığını gösteriyor.
ABD’de W.A.G.E., kâr amacı gütmeyen sanat kurumları için ücretleri toplam yıllık işletme giderleriyle ilişkilendiriyor; sertifikalı kurumların ödemelerini her yıl incelemeye sunmasını istiyor.[7] Avustralya’da NAVA, yöntemini sektör araştırmaları ve geri bildirimleriyle açıklıyor. Atölye ücretlerindeki önceki referansların bazı küçük ve bölgesel galerilerin kapasitesini aştığı görüldüğünde, öneriler buna göre ölçeklendirilmiş.[8] Kurumun önerisinin gerçekliğini ve uygulanabilirliğini araştırmak ve tartışmak, mesleki talebi zayıflatmaktan ziyade; talebi uygulanabilir kılmanın bir koşulu olarak kabul ediliyor.
Kanada’da CARFAC–RAAV, sergileme haklarıyla profesyonel hizmetleri ayırıyor. Sergilemede kurumsal bütçe kategorileri kullanırken, profesyonel hizmetlerde genel olarak istisnaları bulunan yarım ve tam günlük ücretler öneriyor; yarım günün dört saate kadar çalışmayı kapsadığını açıklıyor.[9] Birleşik Krallık’taki a-n’nin 2023 rehberi ise günlük ücreti deneyim, yıllık gelir ve giderlerle ilişkilendiriyor. Yılda 177 ücretli gün varsayarak iş arama, araştırma ve idari işler gibi ayrıca faturalandırılamayan zamanı hesaba katıyor.[10]
Bunlar; kur, vergi, kamu desteği ve çalışma düzeni farklılıkları nedeniyle Türkiye’ye doğrudan uygulanamayabilir. Yine de yöntemler açıkça karşılaştırılabilir ve bu karşılaştırmadan net tanımlar geliştirilebilir. AICA Türkiye’nin tarife sayfasında ise rakamların kesinliğine denk bir hesap açıklığı yok. Uluslararası bir isim taşımak bu açığı kapatmıyor; tersine, daha görünür kılıyor.
Bu eksikliği yalnızca özensizlik, hazırlık ve yöntem yetersizliği sayıp geçmek de fazla iyimserlik olur. Ölçek ve uygulanabilirlik araştırılmadan üretilen bir mesleki norm, kültürel üretimin hangi çevrelerde kalacağını doğrudan etkileyebilir. Tavsiye niteliğindeki bir liste kimseye resmen yasak koymaz; fakat profesyonelliğin ölçüsü hâline geldiği anda, bu bedelleri karşılayabilen kurumların meşruiyetini güçlendirip küçük yapıların alanını daraltır. Böylece emeği koruma iddiası, farkında olarak ya da olmayarak, alanı daraltan bir eleme mekanizmasına dönüşebilir.
O zaman şu soruyu sormak gerekir: Korunan mesleğin bütünü mü, yoksa zaten güçlü kurumlara ve yerleşik ilişki ağlarına erişebilenlerin konumu mu? Kültür ve sanatın belirli “seçkin” kişi ve kurumların çevresinde toplanması, mesleki standart adı altında normalleştirilebilir mi? Küçük yayınlar, bağımsız mekânlar ve yeni katılımcılar geri çekilirken üretimin güçlü aktörlerde yoğunlaşması kimin işine yarar?
Bu tarifenin kasıtlı bir çıkar düzeni kurmak için hazırlandığına ilişkin elimizde kanıt yok. Ancak niyetin kanıtlanmamış olması, olası çıkar ilişkilerini ve dışlayıcı sonuçları tartışma dışı bırakmaz. Meslek örgütü, açıkladığı standardın kimlere alan açıp kimleri dışarıda bırakabileceğinin de hesabını vermelidir. Aksi hâlde emeği koruma iddiası, dar bir çevrenin konumunu koruyan bir gerekçeye dönüşebilir.
Oysa yapılabilecek şey oldukça açık.
Kurum türünün yanına ekonomik ölçek kriterleri eklenebilir. Yıllık bütçe veya proje bütçesine göre bantlar oluşturulabilir. Çalışma süresi ve sorumluluk kapsamı tanımlanabilir. Araştırma, küratörlük, metin, editoryal iş ve proje yönetiminin hangi koşullarda birbirine dâhil olduğu açıklanabilir. En önemlisi, bu rakamların hangi araştırmadan çıktığı yayımlanabilir.
Kaç kişiyle görüşüldüğü, hangi kurum ölçeklerinin incelendiği, hangi gerçek ücretlerin referans alındığı, medyan ve ortalama değerlerin ne olduğu gösterilebilir. İşte o zaman ortada yalnızca fiyat listesi değil, savunulabilir bir mesleki standart olur.
Bugünkü tabloda ise rahatsız edici bir çelişki var.
AICA Türkiye kültür-sanat alanının profesyonelleşmesini savunuyor; fakat kamuya sunduğu tarife ve komisyon açıklamasında kendi ücret hesabını aynı profesyonellikle göstermiyor. Bu basit bir eksik değil, doğrudan güven sorunudur. Yüksek ücret istemek kolay. O ücretin neden tam olarak o rakam olduğunu göstermek daha zor. Piyasanın ne kadarının bunu karşılayabildiğini ölçmek daha zor. Bağımsız ve küçük yapıların bu denklemde nasıl sürdürülebilir kalacağını düşünmek ise daha da zor. Ama meslek örgütü olmak, zaten tam da bu zor işi üstlenmek demektir; aksi hâlde yapılan şey, mesleki politika üretmek değil, vitrinden rakam sergilemektir.

Uzun lafın kısası, AICA Türkiye sanat emeğinin ekonomik koşullarını gerçekten iyileştirmek istiyorsa, altı ayda bir ücret güncellemesi içeren bir liste yayımlamak yerine şunları yapmalı:
Veriyi yayımlamalı, metodolojiyi açıklamalı, ekonomik ölçeği tanımlamalı, uygulanabilirliği ölçmeli. Hatta mümkünse kendi üyelerinin tavsiye edilen bu ücretleri ne ölçüde fiilen tahsil edebildiğini göstermeli. Çünkü rakam açıklamak kolay. Zor olan, o rakamın gerçek hayatta bir karşılığının bulunmasını sağlamak. Uluslararası bir kurumun itibarından yararlanıp o itibarın gerektirdiği açıklığı sağlayamamak ciddi bir çelişkidir; bu çelişki giderilmediği sürece tarife, emeği güçlendiren bir araç olmaktan çok, kurumun kendi meşruiyetini dayandırdığı kırılgan bir vitrin olarak kalacaktır.
Eleştirinin başkalarına yöneltilen kısmında AICA Türkiye yeterince mahir görünüyor. Şimdi sıra, kendi hesabını aynı sertlikle masaya koymakta. Çünkü kamuya mesleki standart diye sunulan şey, hesabı verilmediği anda standart değil; yalnızca otorite pozuyla yayımlanmış bir fiyat listesidir.
Kaynaklar
Çevrim içi kaynaklara erişim tarihi 25 Eylül 2026.
[1] AICA Türkiye, Telif ve Ücretler, 2026/2 tarifesi.
[2] Ahmet Çağatay Bayraktar, AICA Türkiye 2026 yılının güncel telif ve ücret listesini açıkladı, 24 Saat Gazetesi, 22 Eylül 2026. Kolektif ve inisiyatiflere ilişkin karşılıklı değerlendirme notunun aktarımı.
[3] AICA Türkiye, AICA Türkiye Telif ve Ücretler Komisyonu, amaç ve görevler.
[4] AICA International, Statutes of the AICA, madde 11.1.
[5] AICA International, Labour Conditions in the Arts, Cartography; Mart–Nisan 2024 araştırmasının tanıtımı ve bulguları.
[6] AICA France, Recommandations tarifaires; metin birimi, çalışma koşulları ve ücret önerileri.
[7] W.A.G.E., W.A.G.E. Certification; kapsam, ücret hesabı ve yıllık ödeme incelemesi.
[8] NAVA, Code of Practice, Payment Standards: Methodology; özellikle Artist Fees and Loan Fees ve Workshops bölümleri.
[9] CARFAC–RAAV, 2026 Minimum Recommended Fee Schedule, Section 1: Exhibition and Screening Royalty Schedule. Ayrıca Section 4: Artist Professional Services Fee Schedule; özellikle C.1.0.3 ve C.1.0.4.
[10] a-n The Artists Information Company, Guidance on fees and day rates for visual artists 2023, s. 1–2.





