Politik Bedenin Hafızası: Barış Göktürk’ün Sanat Pratiği Üzerine
The Roots @Kasa Galeri

Görsel Sanatlar

Politik Bedenin Hafızası: Barış Göktürk’ün Sanat Pratiği Üzerine

E. Gülşah Akın

6 Kasım 2025

Var olan be­de­nin po­li­tik be­denle ör­tüş­tüğü sı­nır­ları, gö­rü­nür­lük ve yok­luk, yü­zey ve de­rin­lik, var­lık ve kay­bolma iki­liği et­ra­fında do­la­şan bir sa­nat pra­ti­ğiyle sor­gu­la­yan Ba­rış Gök­türk, üre­ti­minde mal­zeme ile an­lam ara­sında yeni iliş­ki­ler ku­ru­yor. New York’tan Es­ki­şe­hir’e uza­nan üre­tim sü­re­cinde, yan­gın­lar­dan lü­le­ta­şına, im­ge­ler­den be­den­sel ha­fı­zaya uza­nan bir hat inşa edi­yor.

Ağus­tos ayı­nın so­nunda Es­ki­şe­hir’de, El­dem Sa­nat Alanı’nda açı­lan ki­şi­sel ser­gisi Ma­den son­rası rö­por­taj yap­tı­ğı­mız sa­nat­çıyla, üre­tim­le­rini, il­ham­la­rını ve ge­le­cek plan­la­rını ko­nuş­tuk.

 Index, kağıt üzerine kara kalem, 142cm x 142cm, 2025.
Index, kağıt üzerine kara kalem, 142cm x 142cm, 2025.

Ön­ce­likle hoş gel­din Ba­rış. Ka­tıl­dı­ğın için te­şek­kür ede­rim. Seni bi­raz ta­nı­ya­rak baş­la­ya­bi­lir mi­yiz?

El­bette. Son 25 se­nemi New York’ta ge­çir­dim. Ön­ce­sinde, An­kara’da doğ­dum ama hep İs­tan­bul’da bü­yü­düm. Ga­la­ta­sa­ray Li­sesi’ne git­tim, ar­dın­dan bir de­ği­şim prog­ra­mıyla Porto Riko’ya gi­de­rek li­seyi bir de orada bi­tir­dim. Ora­dan da New York’a de­vam et­tim ve şimdi Bro­oklyn’de ya­şı­yo­rum. Sa­nat pra­ti­ğimi kı­saca özet­le­mek için şöyle bir for­mül bul­dum: Son dö­nem­deki iş­le­rimde “resme öy­kü­nen hey­kel, filme öy­kü­nen re­sim, de­sene öy­kü­nen film” gibi di­sip­lin­ler arası ge­çiş­ler üze­rin­den ça­lı­şı­yo­rum. Za­manla, be­lirli te­ma­la­rın iş­le­rimde sü­rekli geri gel­di­ğini fark et­tim. Pra­ti­ğim re­simle baş­la­yıp hey­kele ev­rilse de, bi­rey­sel be­den ve po­li­tik be­den ara­sın­daki iliş­ki­ler bir şe­kilde hep iş­le­ri­min mer­ke­zinde yer aldı. Li­sansta çok do­laş­tım; ani­mas­yon ve gü­zel sa­nat­lar atölye ders­leri al­dım. Son­ra­sında bir re­sim, bir de hey­kel yük­sek li­sansı yap­tım.

İlk ser­gi­le­rin­den ve sa­na­tın­daki dö­nüm nok­ta­la­rın­dan bah­set­mek is­ter mi­sin? Özel­likle be­den ve po­li­tik be­den te­ma­la­rı­nın or­taya çı­kışı na­sıl oldu? Sa­nat­çı­lı­ğı­nın farklı ev­re­le­rinde odak­lan­dı­ğın ko­nu­lar na­sıl de­ğişti?

İlk ser­gimle şu an pek bir bağ­lan­tım kal­madı ama sa­nat­sal yol­cu­lu­ğum­daki bazı dö­nüm nok­ta­la­rını an­la­ta­bi­li­rim. Ör­ne­ğin, 2013’teki Gezi olay­ları sı­ra­sında New York’tay­dım ve bu bende bü­yük bir kı­rılma ya­rattı. Bir bi­rey, bir sa­natçı ve yurt dı­şında ya­şa­yan biri ola­rak o sü­rece bağ­lanma ih­ti­yacı his­set­tim ve bu bende bir dö­nü­şüme yol açtı.

O dö­nemde “yan­gın” iş­le­rim or­taya çıktı. Ek­rana ya­pış­mış bir şe­kilde gö­rün­tü­leri iz­li­yor­dum. Pro­tes­to­lar sı­ra­sında çı­kan yan­gın­lar il­gimi çek­mişti. Çünkü o yan­gın­larda hem yı­kıcı bir po­tan­si­yel hem de yeni bir baş­lan­gıca dair bir umut gö­rü­yor­dum. Pro­testo fo­toğ­raf­la­rı­nın ken­dine has bir es­te­tiği var­dır; ge­nelde so­kakta bir si­lüet ve ar­ka­sında bir ka­la­ba­lık olur. Be­nim ça­lış­mayı seç­ti­ğim yan­gın­lar ise fo­toğ­ra­fın odak nok­tası ol­ma­yan, sağda solda kal­mış “çöp kon­tey­neri yan­gın­ları” gibi daha flu im­ge­lerdi. Bu im­ge­le­rin dü­şük pik­selli ve flu ol­ması, Hito Ste­yerl’in “yok­sul imge” (poor image) kav­ra­mını ak­lıma ge­ti­ri­yordu ve on­ları re­sim­leş­ti­rir­ken be­nim için bir alan açı­yordu. Bu iş­lere 2013’te baş­la­dım ama uzun süre gös­ter­me­dim. 2020’de, Ge­orge Floyd olay­ları son­rası New York’ta ya­şa­nan “ra­cial rec­ko­ning” (ırk­sal he­sap­laşma) sı­ra­sında sa­nat çev­resi bu iş­lerle bir bağ­lantı kurdu ve New York’taki ilk ki­şi­sel ser­gimi bu iş­lerle aç­tım.

Tür­kiye’de ise 2018’de Pera Mü­zesi’nde Çe­lenk Bafra’nın kü­ra­tör­lü­ğünü yap­tığı, Ga­la­ta­sa­ray Li­sesi te­malı bir ser­giye ka­tıl­dım. Çe­lenk’le “mek­tep” ile “mey­danı” bir­bi­rin­den ba­ğım­sız dü­şün­me­nin im­kân­sız­lığı üze­rine ko­nuş­muş­tuk. 90’larda li­se­dey­ken hafta son­ları Cu­mar­tesi An­ne­leri’nin ey­lem­le­rine ta­nık olur­dum. An­nem ve ba­bam da ga­ze­teci ol­duğu için ko­nuyu bi­lir­dim ama ora­dan ge­çer­ken his­set­ti­ğim kar­ma­şık duy­gu­ları hâlâ ha­tır­la­rım. Bu sergi için yap­tı­ğım işte, ilk defa bu ka­dar açık bir şe­kilde kay­bo­lan ve or­taya çı­kan be­den te­ma­sını iş­le­dim. Yan­gın im­ge­sinde ol­duğu gibi, bir şey­ler kay­bo­lur­ken başka şey­le­rin or­taya çık­ması fikri bu­rada da vardı. Bu yan­gın se­risi ve Cu­mar­tesi An­ne­leri işi, son­raki tüm ça­lış­ma­la­rı­mın te­me­lini oluş­tu­ran önemli iş­ler­dir.

 Fotoğraf: Esra Eldem
Fotoğraf: Esra Eldem

Web­si­tende, Cu­mar­tesi An­ne­leri ile il­gili ka­ğıt iş­le­rini gör­düm. Yan­gın se­ri­sinde hangi ma­ter­yal­leri kul­lan­mış­tın?

Yan­gın se­ri­sinde mal­zeme ve konu be­nim için bir araya geldi. Bu iş­lerde “image trans­fer” (gö­rüntü trans­feri) me­tot­la­rıyla ça­lı­şı­yor­dum. Bir yan­gın im­ge­sini alıp bü­yü­tü­yor, flu­laş­ma­sına ve ka­li­te­siz­leş­me­sine izin ve­ri­yor­dum. Hatta bu im­geyi par­ça­lara bö­le­rek, yer­leri ko­ru­mak için kul­la­nı­lan plas­tik bir yü­zeye trans­fer edi­yor­dum. Sonra bu plas­tiği soy­du­ğumda, imge ışığı ge­çi­ren, say­dam bir “deri” gibi bir şeye dö­nü­şü­yordu. Bu soyma iş­lemi sı­ra­sında ka­ğı­dın ar­ka­sını ıs­la­ta­rak alır­ken, yü­zeyde de­lik­ler ve çat­lak­lar olu­şu­yordu.

Bu çok il­ginç. Yan­gın­la­rın da de­riyi soyma gibi bir et­kisi var. Se­nin ka­ğıdı plas­tik­ten soyma sü­re­cin, be­de­nin so­yul­ma­sını ve Gezi sü­re­ci­nin hem bi­rey­sel hem de top­lum­sal be­dende ya­rat­tığı de­ği­şimi anım­sa­tı­yor.

Ke­sin­likle öyle. Bu sü­reçte bir şey­leri gö­rü­nür kıl­mak için başka şey­ler­den fe­ra­gat et­mek ge­re­ki­yordu; tıpkı yan­gında ol­duğu gibi. Cu­mar­tesi işinde ise du­rum şuydu: Kay­bet­tik­leri ev­lat­la­rını ara­yan an­ne­ler ve o ev­lat­lar vardı. An­ne­le­rin tut­tuğu fo­toğ­raf­lar­daki ka­yıp in­san­lar hiç yaş­lan­mı­yor, hep sa­bit ka­lı­yor. Ama o fo­toğ­raf­ları tu­tan­lar, ar­şiv gö­rün­tü­le­rine bak­tı­ğı­nızda yıl­lar içinde yaş­la­nı­yor ve de­ği­şi­yor. Sanki kay­bo­lan kişi hep genç ka­lır­ken, onu ara­yan kişi za­manla gi­de­rek kay­bo­lu­yor gibi bir iliş­kiydi bu.

Bu söy­le­di­ğin bana Dar­ge­çit bel­ge­se­lini ha­tır­lattı. Orada da ka­yıp ya­kın­ları, sev­dik­le­rini en son giy­dik­leri kı­ya­fet­ler­den ta­nı­yordu. An­lat­tık­la­rın tam an­la­mıyla po­li­tik be­deni ifade edi­yor. Peki, seni farklı ma­ter­yal­ler kul­lan­maya iten şey, ko­nuya en uy­gun ifade yön­te­mini ara­man mı, yoksa ki­şi­sel de­ney­sel sü­reç­le­rin mi?

Bu iki işte de sü­reç ko­nuyla çok bağ­lan­tı­lıydı. Ama ge­nel ola­rak, bir şeyi ek­le­ye­rek kur­mak­tan zi­yade, var olan bir im­ge­den baş­la­yıp on­dan bir şey­ler çı­ka­ra­rak, ek­sil­te­rek ça­lış­maya daha yat­kı­nım.

New York’ta ol­ma­nın bu üre­tim­lere na­sıl bir et­kisi oldu? Uzak­tan ta­kip et­me­nin ge­tir­diği bir me­safe hissi var mıydı?

Evet, iyi ki söy­le­din. İş­lerde bir me­safe, bir “tam ula­şa­mama” (dis­tance/re­move) hissi de vardı. New York’ta ol­mak bir çe­şit ça­re­siz­lik ha­liydi. İş­ler­deki sü­reç de bunu yan­sı­tı­yordu. Fır­çayı alıp doğ­ru­dan bir re­sim yap­mak ye­rine, var olan bir im­geyi trans­fer edip onun açı­lan de­lik­le­rin­den başka şey­ler ek­le­mek gibi do­laylı bir yol iz­li­yor­dum. Bu, hem zi­hin­sel hem de fi­zik­sel bir uğ­raştı. Mal­ze­meyi fi­zik­sel­leş­ti­re­rek, yü­zeyi öne çı­ka­rır­ken ko­nuyu as­lında daha da ula­şı­la­maz kı­lı­yor­dum. Bu pa­ra­dok­sal ilişki, iş­le­ri­min hem duy­gu­sal hem de kav­ram­sal te­me­lini oluş­tu­ru­yor.

 Fotoğraf: Esra Eldem
Fotoğraf: Esra Eldem

Ga­leri Bos­for’daki ser­ginde çi­mento veya taş gibi mal­ze­me­lerle ça­lış­tı­ğını gör­düm. Bu ka­bart­malı (röl­yef) form­lar na­sıl or­taya çıktı?

Uzun süre ka­bart­malı re­sim­ler ya­pı­yor­dum ve ar­ka­daş­la­rım “Bun­lar as­lında hey­kel,” di­yordu. Ben ise “Ha­yır, bu re­sim ola­cak,” diye di­re­ni­yor­dum. So­nunda bu ina­dım­dan vaz­ge­çip hey­kel­leş­me­le­rine izin ver­dim ve bu be­nim için ha­rika bir alan açtı. Re­sim­le­rim daha iki bo­yutlu hale ge­lir­ken, hey­kel­ler o trans­fer et­ti­ğim “deri” gibi yü­zey­leri üç bo­yutlu, do­ku­nu­la­bi­lir form­lara dö­nüş­türdü. Bos­for’daki ser­gide ilk defa hem re­sim hem hey­keli bir arada gös­ter­dim. Ser­gi­nin adı “Ta­ra­yan” idi ve bir ta­rama fikri üze­rine ku­ru­luydu. Re­sim­ler daha çok dev­let­le­rin, ör­ne­ğin ha­va­a­lan­la­rında be­deni ta­rama ha­lini sor­gu­lar­ken; ayak gibi hey­kelsi form­lar ise bi­zim kendi be­de­ni­mizle me­kanı ta­rama ha­li­mizi yan­sı­tı­yordu.

Şimdi de ta­nış­tı­ğı­mız yer olan El­dem Sa­nat Alanı’nda FIRIN’daki son ser­gin olan Ma­den’e ge­le­lim. Lü­le­taşı kul­la­na­rak yap­tı­ğın bu yeni ser­gi­nin sü­reci na­sıl ge­lişti? Stra­for­dan lü­le­ta­şına ge­çiş na­sıl oldu?

Bu sü­reç te­sa­düf­lerle ge­lişti. Yedi sene önce Es­ki­şe­hir’de bir lü­le­taşı ma­de­nine git­tim. Orada bir ham­mad­de­nin dö­nü­şüm ge­çir­mesi fikri, tıpkı yan­gın­larda ol­duğu gibi il­gimi çekti. Bir şey kay­bo­lur­ken başka bir şey gö­rü­nür olu­yordu. Lüle ta­şı­nın hi­ka­ye­sinde de ko­puk­luk­lar vardı. Adı “de­niz kö­püğü” (me­ersc­haum) ama as­lında bir taş. Üze­rine iş­le­nen im­ge­ler gel­diği yere ait de­ğil. Sonra bir ma­den ya­sa­sıyla lüle taşı ve bo­run ham­madde ola­rak yurt dı­şına çı­kışı ya­sak­la­nı­yor. Bu da şu so­ruyu akla ge­ti­ri­yor: Bir ham­madde hangi nok­tada sa­nata dö­nü­şür? Üze­rine kur­şun ka­lemle bir göz çiz­di­ği­mizde sa­nat eseri sa­yı­lır mı? Bu ara­daki boş­luk­lar il­gimi çekti.

 Fotoğraf: Esra Eldem. Maden, three-channel video, 2025.
Fotoğraf: Esra Eldem. Maden, three-channel video, 2025.

Ser­gi­deki vi­de­oda ma­dene ini­şi­nizi gös­te­ren bir bö­lüm vardı. Ne­den özel­likle o anı kayda al­mayı seç­ti­niz?

Ser­gi­nin ki­tabı, as­lında fil­min ki­tap hali gibi. Me­tin­ler, ra­kam­lar­dan çok in­san­la­rın an­lat­tığı anek­dot­lar­dan olu­şu­yor. Bu işte be­den fikri yine var. Taş­lar, sos­yo­e­ko­no­mik ve ide­o­lo­jik an­lam­ları olan ka­fa­lara dö­nü­şü­yor: kö­le­ler, ka­dın­lar, pa­di­şah­lar… Bir de ma­denci, za­na­at­kâr gibi işin be­şerî ve sos­yo­e­ko­no­mik bir eko­sis­temi var. Bu işin baş­lan­gıç nok­tası ye­rin al­tıydı. O sü­reci ta­kip et­mek is­te­dim.

Ma­dende “eski adam” diye bir kav­ram öğ­ren­dim. Ma­den­ci­ler, “eski ada­mın” kaz­dığı yer­le­rin ya­nın­dan kaz­maya de­vam edi­yor­lar­mış. “Eski adam” be­lirli bir kişi de­ğil, 100-150 yıl ön­ceki ma­den­ci­leri tem­sil eden bir ar­ke­tip. Çı­rayla ça­lış­tık­ları için kaz­dık­ları yer­le­rin ta­va­nında is bı­rak­mış­lar. Ma­dene in­di­ği­nizde za­man ve me­kan al­gısı ta­ma­men de­ği­şi­yor. Üç ek­ranlı vi­deo ens­ta­las­yonu da bu farklı gi­riş­leri, yer altı ile yer üs­tün­deki ses­siz­lik ha­lini, farklı par­ça­ları bir araya ge­ti­ren bir bul­maca gibi kur­gu­landı.

Üre­tim sü­re­cini Es­ki­şe­hir’de El­dem Sa­nat Alanı’nın sağ­la­dığı iki ay­lık bir mi­sa­fir sa­natçı prog­ra­mında ger­çek­leş­tir­din. O sü­reç ve Es­ki­şe­hir iz­le­nim­le­rin na­sıldı?

İlk defa bu ka­dar fazla in­sanla ça­lış­tım: ma­den­ci­den film kur­gu­cu­suna, za­na­at­kâr­dan sa­nat­çıya ka­dar. Başta te­dir­gin­dim ama ta­nış­tı­ğım her­kes ina­nıl­maz cö­mert ve pro­fes­yo­neldi. Şeh­rin her ke­si­min­den in­sanla ça­lış­tım ve ora­daki ça­lışma or­ta­mın­dan, in­san­la­rın iş ya­pış şek­lin­den çok et­ki­len­dim. İşin do­ğası ge­reği in­san­larla ilişki kur­mam ge­re­ki­yordu ve bu iki ay, ken­tin tüm öğe­le­ri­nin için­den geç­ti­ğim bir de­ne­yim oldu.

Yurt dı­şında ve Tür­kiye’de üre­tim ya­par­ken ken­dinde bir kim­lik fark­lı­lığı gö­rü­yor mu­sun? Farklı coğ­raf­ya­larda ya­şa­mak sa­na­tını na­sıl et­ki­li­yor?

Ame­rika, kim­lik po­li­ti­ka­ları üze­rin­den iler­le­yen bir yer. Porto Riko’ da ha­ya­tı­mın önemli bir par­çası. Kendi sa­nat an­la­yı­şı­mın daha ev­ren­selci ol­du­ğunu keş­fet­tim. Mikro hi­ka­ye­lere ve po­li­tik du­ruş­lara say­gım var ama beni mo­tive eden şey, 20. yüz­yıl ba­şın­daki en­ter­nas­yo­nal sa­natçı ha­re­ket­leri gibi, sa­natı mil­let­ler ve mikro kim­lik­le­rin üze­rinde bir yer­den ha­yal et­mek. Ken­dimi “Türk sa­natçı” gibi eti­ket­lerle ta­nım­la­mı­yo­rum. Sa­nat pra­ti­ğini, kim­lik­lere alan aça­rak ama on­la­rın üze­rine çı­ka­bi­le­ce­ği­miz bir plat­form ola­rak gö­rü­yo­rum.

Vak­ti­miz aza­lır­ken son ola­rak sor­mak is­ti­yo­rum: Bun­dan son­raki pro­je­le­rin ne­ler? Tür­kiye’de veya Es­ki­şe­hir’de yeni ça­lış­ma­la­rın ola­cak mı?

Evet, Es­ki­şe­hir’de “Draw” adında bir pro­jeye da­hil ol­dum, ge­le­cek son­ba­harda bir sergi ola­cak. Bir de ka­fayı tak­tı­ğım Ame­ri­can Aca­demy in Rome’un dü­zen­len­diği  “Rome Prize”  ödülü var. Ge­çen sene fi­na­lis­tiy­dim. Pro­jem, Mus­so­lini’nin pro­pa­ganda ama­cıyla yap­tır­dığı, an­cak II. Dünya Sa­vaşı sı­ra­sında mül­teci kam­pına dö­nü­şen Ci­ne­città film pla­to­ları üze­rine. Rü­ya­la­rın üre­til­diği bir ye­rin bir ha­ra­beye dö­nüş­mesi fikri il­gimi çe­ki­yor. Bu proje de yine vi­deo, ens­ta­las­yon ve de­sen gibi farklı di­sip­lin­leri bir araya ge­ti­re­cek. Es­ki­şe­hir’deki de­ne­yi­mim, bu pro­jeyi ha­yata ge­çir­mek için ih­ti­ya­cim olan hey­kel, film ve ens­ta­las­yon gibi araç­ları sağ­ladı.

Ba­rış Gök­türk’ün “Ma­den” ser­gisi 30 Ka­sım 2025 ta­ri­hine ka­dar El­dem Sa­nat Alanı/ Fı­rın’da zi­ya­ret edi­le­bi­lir.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Sinema

Videokunstarkivet Sanatçıları ile Röportajlar — Part III

Sanatsal pratiğinizi kısaca nasıl tanımlarsınız? Çalışmalarınızda genellikle hangi temalar veya kavramlar ön plana…

Zeynep Seda Özmen7 Ocak 2026