PAPAĞANLAR VE KUĞULAR : Almanya'dan Türkiye'ye Mahallelerin ve Hafızaların İzinde
"From The Suburbs", Ratingen-West, Eylül 2025

Kent ve mimari

Papağanlar ve Kuğular: Almanya’dan Türkiye’ye Mahallelerin ve Hafızaların İzinde

UNITE

26 Kasım 2025

Çe­viri: Linda Rö­del Çiftçi

Al­man sa­natçı Anne Schülke, “Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar” ile kent­le­rin, ai­di­ye­tin ve ha­fı­za­nın izini sü­rü­yor. Kendi bü­yü­düğü Ra­tin­gen-West’teki ko­nut komp­lek­sin­den yola çı­ka­rak bu sa­nat­sal sü­reçte, kent ütop­ya­la­rı­nın ba­şa­rı­sız­lık­la­rını ve or­taya çı­kan sos­yal me­se­le­leri mer­cek al­tına alı­yor. Şe­hir ve ha­fıza üze­rine çok kat­manlı ça­lış­ması yal­nızca me­kan­ları de­ğil, aynı za­manda o me­kan­larda ya­şa­yan in­san­la­rın ki­şi­sel ve ko­lek­tif hi­kâ­ye­le­rini  de bir araya ge­ti­ri­yor. Bu rö­por­tajda, Schülke’nin “Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar” ve “From the Su­burbs” pro­je­le­ri­nin na­sıl doğ­du­ğunu ve An­kara’daki sa­nat or­tamı hak­kın­daki göz­lem­le­rini keş­fe­di­yo­ruz.

Die in De­utsch­land le­bende Künst­le­rin Anne Schülke spürt mit “Pa­pa­ge­ien und Schwäne” den Spu­ren von Städten, Zu­ge­hö­rig­keit und Erin­ne­rung nach. Aus­ge­hend von dem Wohn­komp­lex in Ra­tin­gen-West, in dem sie auf­ge­wach­sen ist, be­le­uch­tet sie in di­e­sem künst­le­risc­hen Pro­zess die Mis­ser­folge städtisc­her Uto­pien und die da­bei auft­re­ten­den so­zi­a­len Prob­leme. Ihre vi­elsc­hich­tige Ar­beit über Stadt und Erin­ne­rung ve­re­int nicht nur Orte, son­dern auch die per­sön­lic­hen und kol­lek­ti­ven Gesc­hich­ten der Mensc­hen, die an di­e­sen Or­ten le­ben. In di­e­sem In­ter­view er­fah­ren wir, wie Schül­kes Pro­jekte “Pa­pa­ge­ien und Schwäne” und “From the Su­burbs” ents­tan­den sind und was sie über die Kunsts­zene in An­kara zu sa­gen hat.

“Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar” pro­je­sin­den kı­saca bah­se­de­bi­lir mi­si­niz?

2024 yı­lı­nın so­nunda, atölye kom­şum olan Düs­sel­dorf’lu sa­natçı ve mi­mar Coş­kun De­mi­rok beni An­kara’ya da­vet etti. Bir­kaç yıl­dır kendi kur­duğu ba­ğım­sız sa­nat me­kanı ga­rage’da ser­gi­ler dü­zen­li­yor. Ga­rage’ı Ins­tag­ram’dan ta­nı­yor­dum ve da­ve­tine çok se­vin­dim. On­dan sonra atöl­ye­le­ri­mizde sık sık bir­bi­ri­mizi zi­ya­ret et­tik.

Coş­kun bana An­kara hak­kında çok şey an­lattı, aile ar­şi­vin­den fo­toğ­raf­lar ve ma­hal­le­sin­deki terk edil­miş ev­le­rin fo­toğ­raf­la­rını gös­terdi. İn­san­la­rın na­sıl bir­likte ya­şa­dık­ları beni il­gi­len­di­ri­yor: Bir­kaç yıl­dır, bü­yü­dü­ğüm bü­yük ko­nut komp­leksi Ra­tin­gen-West üze­rinde ça­lı­şı­yo­rum. Bu komp­leks, 1960larda sen­di­kaya ait bir in­şaat şir­keti olan “Neue He­i­mat” ta­ra­fın­dan inşa edildi. O za­man­lar bu site, “Yeni İn­şaat” fik­rini ve bir­çok in­san için iyi bir ya­şam sürme ütop­ya­sını tem­sil edi­yordu. Bu­gün bu fi­kir­ler ve ütop­ya­lar ba­şa­rı­sız ola­rak ka­bul edi­li­yor. Bu ba­şa­rı­sız­lık da  beni il­gi­len­di­ri­yor. Kim ba­şa­rı­sız oldu? Ne­den oldu? Hangi si­yasi ko­şul­lar buna yol açtı? Bu sü­reçte ırk­çı­lık ve sı­nıf­çı­lık hak­kında çok şey öğ­re­ni­yo­rum.

Bu sa­nat­sal sü­reç­sü­reci “Pa­pa­ge­ien und Schwäne / Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar” ola­rak ad­lan­dı­rı­lı­yo­rum. Ra­tin­gen-West’te ya­şa­yan­lar, en yük­sek gök­de­len­lere “Pa­pa­ğan Ev­leri” di­yor­lar, çünkü es­ki­den renkli alü­min­yum pa­nel­lerle kap­lıy­dı­lar. He­men ya­nında “Kuğu Gö­leti” adında bir gö­let vardı. 1970ler ve 1980lerde bu çev­rede bü­yü­düm. Bu ça­lışma ba­şın­dan beri çok ki­şi­se­lol­duğu için başka sa­nat­çı­ları be­nimle bir­likte ça­lış­maya da­vet et­tim. Bu yıl Da­ria Na­za­renko, Ta­hir Çe­vik, Tanja Kod­lin ve Oli­ver Gat­her bu ça­lış­maya ka­tıldı. 2020’den şim­diye “Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar” üze­rinde ça­lı­şı­yo­rum, aşa­ğı­daki web si­te­sinde bu ko­nuda bilgi edi­ne­bi­lir­si­niz:

“From The Suburbs”, 2025
“From The Suburbs”, 2025

“Kı­rıl­gan­lar” ser­gisi sü­re­ciyle il­gili ola­rak: Konu na­sıl se­çildi? Bek­len­ti­le­ri­niz ne­lerdi? Ne­den bir Türk ile ça­lış­mayı ter­cih et­ti­niz?

ga­rage‘deki ser­gisi için Coş­kun ile bir­likte şe­hir ve ha­fıza üze­rine ça­lış­tık. “kı­rıl­gan­lar/vul­ne­rab­les” ile il­gili ay­rın­tılı bilgi ga­rage‘nin web si­te­sinde bu­la­bi­lir­si­niz.

Ha­zır­lık için üç gün bo­yunca An­kara’da do­laş­tım ve üç farklı ma­hal­leyi zi­ya­ret et­tim. Po­la­roid fo­toğ­raf ma­ki­ne­siyle bi­na­la­rın fo­toğ­raf­la­rını çek­tim. Bu önemli bir de­ne­yimdi: Fa­tih, Coş­kun ve Linda bana eş­lik etti. An­kara’yı çok iyi ta­nı­yor­lar ve bana farklı ba­kış açı­ları ka­zan­dır­dı­lar. On­larla, şe­hirde ya­şa­yan, po­li­ti­kayla il­gi­le­nen, şehre çok ki­şi­sel ba­kış açı­ları olan in­san­lar ola­rak ta­nış­tım. Ge­ce­kon­du­lar­dan İşçi Blok­ları’na ve Çu­ku­ram­bar’daki yeni bi­na­lara ka­dar farklı ya­şam bi­çim­leri hak­kında ko­nuş­tuk. Ne ya­zık ki, An­kara’nın ban­li­yö­le­rini zi­ya­ret et­mek için ye­terli za­ma­nım ol­madı.

“From Su­burbs” pro­jesi, “Fra­gile Ones” “Kı­rıl­gan­lar”  ser­gi­si­nin de­vamı ola­rak mı ge­lişti ve ne­reye doğru gi­di­yor?

Ban­li­yö­ler beni özel­likle il­gi­len­di­ri­yor. Bu il­gim­den “Pa­pa­ğan­lar ve Ku­ğu­lar”ın bir yan pro­jesi doğdu: “From The Su­burbs”. Son yıl­larda çe­şitli şe­hir­lere se­ya­hat etme ve orada planlı şe­hir­ler, ban­li­yö­ler veya bü­yük ko­nut si­te­leri hak­kında dü­şünme fır­sa­tım oldu. Fuji Ins­tax fo­toğ­raf ma­ki­ne­siyle bu şe­hir­lerde fo­toğ­raf­lar çek­tim ve her bi­ri­nin ye­rel di­line çe­vir­di­ğim ma­ni­festo ni­te­li­ğinde bir me­tin üze­rinde ça­lış­tım.

Top­la­dı­ğım bu fo­toğ­raf­lar­dan ba­zı­la­rını, UNITE’da ser­gi­leme fır­satı bu­la­ca­ğım yeni vi­deo ça­lış­mamda bir araya ge­ti­ri­yo­rum. Şim­diye ka­dar Ei­sen­hüt­tens­tadt, Flo­ransa, Seul, Ra­tin­gen ve son ola­rak An­kara’ya git­tim. Ara­lık ayında Mar­silya’ya gi­dip La Cas­tel­lane, La Rose veya Frais-Val­lon’u zi­ya­ret et­mek is­ti­yo­rum. Bu yer­ler; ai­di­yet, ba­kış re­jim­leri ve ste­re­o­tip­leş­tirme ko­nu­la­rı­nın ele alın­dığı ban­li­yö­le­rin ör­nek­leri ni­te­li­ğin­de­dir.

“From The Suburbs”, 2025
“From The Suburbs”, 2025

Şi­ir­ler ne­den farklı dil­lerde okundu? Sa­nat­sal di­li­nizi bes­le­yen içe­rik türü ne­dir?

Şi­ir­sel sa­nat­sal pra­tik­lerle şef­katli var­lık, gö­rü­nür­lük ve ha­fıza bi­çim­le­ri­nin na­sıl ge­liş­ti­ri­le­bi­le­ceği beni il­gi­len­di­ri­yor. Be­nim ama­cım kent­sel alanı bel­ge­le­mek de­ğil. Onu de­ne­yim­le­mek, ha­tır­la­mak ya da ge­çici ola­rak geri ka­zan­mak­tır.

Ses bu ko­nuda bü­yük bir rol oy­nar. Ses; gö­rün­tü­ler, ses­ler ve iz­le­yi­ci­ler ara­sında sa­mimi bağ­lan­tı­lar ku­rar. Bu bağ­lan­tı­lar asla sa­bit de­ğil­dir; ak­sine kı­rıl­ma­lar ve boş­luk­larla do­lu­dur – ba­zen bun­lar­dan ge­çici it­ti­fak­lar da or­taya çı­kar.

An­kara’da Al­manca bir şiir yaz­dım. Bu şi­irde utanç duy­gu­su­nun te­tik­le­diği fi­zik­sel tep­ki­leri bi­na­lara uyar­lı­yo­rum. Coş­kun metni Türkçe’ye, ChatGPT ise İn­gi­lizce’ye çe­virdi. Met­nin farklı dil­lere çev­ril­mesi, özel­likle İn­gi­lizce bil­me­yen veya sev­me­yen in­san­lar için metni daha pay­la­şı­la­bi­lir hale ge­ti­ri­yor. Mü­bec­cel ve Linda ile bir­likte ya­zın UNITE’da bu me­tinle ses ka­yıt­ları yap­tı­nız ve bana dos­ya­ları gön­der­di­niz.

Vi­deo ka­yıt­la­rı­nın tümü akıllı te­le­fonla çe­kildi, yani gün­lük ha­ya­tı­mızda kul­lan­dı­ğı­mız bir tek­no­lo­jiyle. Kur­guda da, bu ma­ter­yali bu­luntu mal­zeme gibi kul­lan­dım. Bö­lün­müş ek­ran­lar sa­ye­sinde eş­za­man­lı­lık ya­ra­ta­bil­dim ve yer­leri bir­bi­rine bağ­la­ya­bil­dim. Vi­de­o­nun so­nunda, 1980ler­den Londra’daki bir kor­san rad­yo­dan alı­nan bir radyo kaydı du­yu­lu­yor. Bu mü­zik, ço­cuk­lu­ğumda ve genç­li­ği­min ilk yıl­la­rında be­nim için önem­liydi. 1990larda ise ku­lüp­lerde drum’n’bass ve jungle mü­ziği eş­li­ğinde dans edi­yor­duk. Kor­san rad­yo­lar kendi ken­di­le­rini or­ga­nize eder­ler ve aynı za­manda po­li­tik bir araç­tır­lar. Kendi ken­dini or­ga­nize et­mek ha­rika bir şey­dir ve bu ne­denle An­kara’daki çok kısa kal­dı­ğım süre içinde Ga­rage ve UNITE ile ta­nışma fır­satı bul­du­ğum için çok mut­lu­yum.

Tür­kiye’deki sa­nat ve sergi uy­gu­la­ma­ları hak­kında ne dü­şü­nü­yor­su­nuz? Göz­lem­le­ri­niz ne­ler­dir? Al­manya ile ara­sın­daki fark­lar ve ben­zer­lik­ler ne­ler­dir?

Düs­sel­dorf ve di­ğer şe­hir­lerde de kendi ken­dini ör­güt­leme gi­de­rek daha önemli hale ge­li­yor. Bu­nun bir ne­deni, sa­nat ve kül­tür des­te­ğinde ya­pı­lan bü­yük ke­sin­ti­ler. Di­ğer bir ne­den ise do­cu­menta 15’ten bu yana bir­çok kamu des­tekli ku­rumu felç eden kont­rol or­ta­mı­dır. Bu ne­denle özel gi­ri­şim­ler önem ka­za­nı­yor. Bu gi­ri­şim­lerde bir­çok konu zorlu veya tabu olan­lar da da­hil ol­mak üzere, şu anda daha de­mok­ra­tik bir şe­kilde tar­tı­şı­la­bi­li­yor. Al­manya’nın sa­nat or­ta­mın­daki söy­le­minde şu anda an­ti­se­mi­tizm, Ha­mas’ın te­rörü ve İs­rail hü­kü­meti ta­ra­fın­dan iş­le­nen, Al­man hü­kü­meti ta­ra­fın­dan ka­bul edi­len Fi­lis­tin­li­lere yö­ne­lik soy­kı­rım sü­rekli gün­demde. Ve sa­nat ku­rum­la­rında bu ko­nuyu ka­mu­o­yunda tar­tı­şa­mı­yo­ruz. Bence bu­nun tek­rar müm­kün hale gel­mesi için ça­lış­malı ve özel­leş­tir­me­den ka­çın­ma­lı­yız.

Ma­yıs ayında UNITE’da, ba­harda An­kara ve İs­tan­bul‘da ger­çek­le­şen pro­tes­to­larla il­gili ser­giyi gör­dü­ğümde, öğ­ren­ci­le­rin ve sa­nat­çı­la­rın ce­sa­re­tin­den çok et­ki­len­dim. Oda­nın her bir yanı çi­zim­ler, slo­gan­lar, fo­toğ­raf­lar, kop­ya­lar, şi­ir­ler ve pos­ter­lerle do­luydu. Or­tada, başka me­tin­ler ve re­sim­ler üze­rinde ça­lı­şı­lan bir masa vardı. Tüm odayı dol­du­ran bu asamb­laj çok et­ki­le­yi­ciydi. Çağ­daş Sa­nat­lar Mer­kezi’nde Or­han Tay­lan’ın pos­ter­le­ri­nin gös­te­ril­diği bir ser­giyi de çok iyi ha­tır­lı­yo­rum. Sergi, sa­na­tın ta­rih­sel bir pers­pek­tif­ten ba­kıl­dı­ğında ne ka­dar güçlü bir si­yasi etki ya­ra­ta­bi­le­ce­ğini gös­te­ri­yordu.

An­kara’da sa­dece on iki gün kal­dım ve bu süre zar­fında ga­rage’daki sergi üze­rinde yo­ğun bir şe­kilde ça­lış­tım. Bu ne­denle şeh­rin sa­nat or­tamı hak­kında he­nüz pek bir şey söy­le­ye­mem. Daha fazla şey öğ­ren­mek için bu­raya tek­rar gel­meyi çok is­te­rim.

“From The Suburbs”, 2025
“From The Suburbs”, 2025

DEUTSCH

Kön­nen Sie kurz et­was über das Pro­jekt “Par­rots and Swans” erzäh­len?

Ende 2024 hat mich mein Ate­li­er­nach­bar, der Düs­sel­dor­fer Künst­ler und Arc­hi­tekt Coş­kun De­mi­rok, nach An­kara ein­ge­la­den. Seit ei­ni­gen Jah­ren ze­igt er dort in dem von ihm ini­ti­i­er­ten unabhän­gi­gen Kuns­tort “ga­rage” Auss­tel­lun­gen. Ich kannte die “ga­rage” schon von Ins­tag­ram und habe mich sehr über die Ein­la­dung gef­reut. Da­nach ha­ben wir uns häu­fi­ger in un­se­ren Ate­li­ers be­sucht.

Coş­kun hat mir viel von An­kara erzählt, Bil­der aus se­i­nem Fa­mi­li­e­narc­hiv ge­ze­igt und Fo­tog­ra­fien aus ver­las­se­nen Häu­sern in se­i­nem Vi­er­tel. Mich in­te­res­si­ert es, wie Mensc­hen  zu­sam­men­le­ben: Seit ei­ni­gen Jah­ren ar­be­ite ich zu Ra­tin­gen-West, der Groß­wohn­si­ed­lung, in der ich auf­ge­wach­sen bin. Sie wurde in den 1960ern von der “Ne­uen He­i­mat” ge­baut, ei­ner ge­werksc­haft­se­i­ge­nen Ba­u­ge­sellsc­haft. Die “Neue He­i­mat” ba­ute in der Tra­di­tion des “Ne­uen Ba­u­ens” und ver­bun­den mit der so­zi­al­de­mok­ra­tisc­hen Uto­pie ei­nes gu­ten Le­bens für Vi­ele. He­ute gel­ten di­ese Ideen und Uto­pien als gesc­he­i­tert. Di­e­ses Sche­i­tern in­te­res­si­ert mich. Wer ist gesc­he­i­tert? Wa­rum? Welche po­li­tisc­hen Umstände ha­ben dazu ge­führt? Da­bei lerne ich viel über Ras­sis­mus und Klas­sis­mus.

Di­e­ser künst­le­rische Pro­zess he­ißt “Pa­pa­ge­ien und Schwäne”. In Ra­tin­gen-West nen­nen die Be­woh­ner:in­nen die höchs­ten Hochh­äu­ser “Pa­pa­ge­i­enh­äu­ser”, weil sie frü­her mit far­bi­gen Alu­pa­ne­e­len verk­le­i­det wa­ren. Gle­ich da­ne­ben li­egt ein Te­ich, der “Schwa­nen­te­ich”. In di­e­ser Um­ge­bung bin ich in den 1970er- und 1980er-Jah­ren auf­ge­wach­sen. Weil di­ese Ar­beit sehr per­sön­lich ist, habe ich von An­fang an an­dere Künst­ler:in­nen ein­ge­la­den, mit mir zu­sam­men zu ar­be­i­ten. In di­e­sem Jahr sind es Da­ria Na­za­renko, Ta­hir Ce­vik, Tanja Kod­lin und Oli­ver Gat­her. Schon seit 2020 ar­be­ite ich jetzt an “Pa­pa­ge­ien und Schwäne”, auf ei­ner Web­site gibt es dazu  In­for­ma­ti­o­nen: 

Zum Pro­zess der Auss­tel­lung “Kı­rıl­gan­lar/Vul­ne­rab­les”: Wie wurde das Thema aus­gewählt? Was wa­ren Ihre Er­war­tun­gen? Wa­rum ha­ben Sie sich entsc­hi­e­den, mit ei­nem Tür­ken zu­sam­men­zu­ar­be­i­ten?

Für die Auss­tel­lung in der Ga­rage habe ich ge­me­in­sam mit Coş­kun zu Stadt und Erin­ne­rung ge­ar­be­i­tet. Eine Do­ku­men­ta­tion von “kı­rıl­gan­lar/vul­ne­rab­les” fin­dest du auf der Web­site der “ga­rage”.

Zur Vor­be­re­i­tung war ich drei Tage lang in An­kara un­ter­wegs und habe drei versc­hi­e­dene Vi­er­tel be­sucht. Mit ei­ner So­fort­bild­ka­mera habe ich Auf­nah­men von Geb­äu­den ge­macht. Das war eine wich­tige Er­fah­rung: Beg­le­i­tet wurde ich von Fa­tih, Coş­kun und Linda. Sie ken­nen An­kara sehr gut und ha­ben mir un­tersc­hi­ed­liche Zugänge er­mög­licht. Ich bin ih­nen als Be­woh­ner:in­nen, als po­li­tisch in­te­res­si­erte Mensc­hen, als Per­so­nen mit sehr per­sön­lic­hen Pers­pek­ti­ven auf die Stadt be­geg­net. Wir ha­ben über versc­hi­e­dene Wohn­for­men gesp­roc­hen, von den Ge­ce­kon­dus über die İşçi Blok­ları bis zu den Ne­u­ba­u­ten in Çu­ku­ram­bar. Um die Vo­rorte An­ka­ras zu be­suc­hen, hat die Zeit le­i­der nicht ge­re­icht.

Hat sich das Pro­jekt “From The Su­burbs” als Fort­set­zung der Auss­tel­lung “Kı­rıl­gan­lar/Vul­ne­rab­les” ent­wic­kelt?

Vo­rorte in­te­res­si­e­ren mich schon länger. Aus di­e­sem In­te­resse ist ein Ne­benp­ro­zess zu “Pa­pa­ge­ien und Schwäne” ents­tan­den: “From The Su­burbs”. In den letz­ten Jah­ren hatte ich die Mög­lich­keit, in versc­hi­e­dene Städte zu re­i­sen und dort über Planstädte, Vo­rorte oder Groß­wohn­si­ed­lun­gen nach­zu­den­ken. Mit ei­ner Fuji-Ins­tax-Ka­mera habe ich in di­e­sen Städten Auf­nah­men ge­macht und mit ei­nem ma­ni­fest­haf­ten Text ge­ar­be­i­tet, den ich in die je­we­i­lige  Lan­dessp­rache über­setzt habe. 

Ei­nige di­e­ser ge­sam­mel­ten Bil­der führe ich nun in der ne­uen Vi­de­o­ar­beit zu­sam­men, die ich im UNITE ze­i­gen darf. Bis­her war ich in Ei­sen­hüt­tens­tadt, Flo­renz, Se­oul, Ra­tin­gen und zu­letzt in An­kara. Im De­zem­ber möchte ich nach Mar­se­ille re­i­sen, um dort La Cas­tel­lane, La Rose oder Frais-Val­lon zu be­suc­hen. Di­ese Orte ste­hen exemp­la­risch für Vorstädte, in de­nen es um Fra­gen von Zu­ge­hö­rig­keit, Blick­re­gi­men und Ste­re­oty­pi­si­e­run­gen geht.

Welche In­halte nähren Ihre künst­le­rische Sprache? Wa­rum wur­den die Ge­dichte in versc­hi­e­de­nen Sprac­hen vor­get­ra­gen?

Mich in­te­res­si­ert, wie sich durch po­e­tische künst­le­rische Pra­xis zärtliche For­men von Präsenz, Sicht­bar­keit und Erin­ne­rung ent­wic­keln las­sen. Es geht mir nicht da­rum, städtisc­hen Raum zu do­ku­men­ti­e­ren. Son­dern ihn zu er­le­ben, zu erin­nern oder auch tem­porär zu­rück­zu­e­ro­bern.

Klang spi­elt da­bei eine große Rolle. Er schafft in­time Ver­bin­dun­gen zwisc­hen Bil­dern, Stim­men und den Bet­rach­ten­den. Di­ese Ver­bin­dun­gen sind nie sta­bil, son­dern von Brüc­hen und Le­ers­tel­len geprägt – manch­mal ents­te­hen da­raus auch tem­poräre Al­li­an­zen.

In An­kara habe ich ein Ge­dicht auf De­utsch gesch­ri­e­ben. Da­rin übert­rage ich vom Ge­fühl der Scham aus­ge­löste kör­per­liche Re­ak­ti­o­nen auf Geb­äude. Coş­kun hat den Text ins Tür­kische über­setzt, ChatGPT ins Eng­lische. Die Übert­ra­gung in versc­hi­e­dene Sprac­hen macht den Text te­il­ba­rer, ge­rade auch für Mensc­hen, die Eng­lisch nicht sprec­hen oder mö­gen. Zu­sam­men mit Mü­bec­cel und Linda hast du dann im Som­mer im UNITE To­na­uf­nah­men mit di­e­sem Text ge­macht und mir die Fi­les gesc­hickt.

Die Vi­de­o­a­uf­nah­men sind alle mit dem Smartp­hone ents­tan­den, also mit ei­ner Tech­nik, mit der wir im All­tag um­ge­hen. Im Schnitt habe ich das Ma­te­rial wie vor­ge­fun­de­nes Ma­te­rial be­han­delt. Mit Splitsc­re­ens konnte ich Gle­ich­ze­i­tig­keit er­ze­u­gen und Orte mi­te­i­nan­der ver­bin­den. Am Ende des Vi­deos hört man eine Ra­di­o­a­uf­nahme aus den 1980er-Jah­ren, von ei­nem Pi­ra­ten­ra­dio aus Lon­don. Di­ese Mu­sik war in me­i­ner Kind­heit und frü­hen Ju­gend wich­tig. In den 1990ern ha­ben wir dann zu Drum’n’Bass und Jungle in den Clubs ge­tanzt. Pi­ra­ten­ra­dios sind selbs­tor­ga­ni­si­ert – und auch ein po­li­tisc­hes Werk­zeug. Selbs­tor­ga­ni­sa­tion ist gro­ßar­tig und des­halb freue ich mich, dass ich bei me­i­nem sehr kur­zen Au­fent­halt in An­kara die Ge­le­gen­heit hatte, “ga­rage” und UNITE ken­nen­zu­ler­nen.

Was den­ken Sie über die Kunst- und Auss­tel­lungsp­rak­ti­ken in der Tür­kei? Was sind Ihre Be­o­bach­tun­gen? Was sind die Un­tersc­hi­ede und Ähnlich­ke­i­ten mit De­utsch­land?

Selbs­tor­ga­ni­sa­tion wird auch in Düs­sel­dorf und an­de­ren Städten im­mer wich­ti­ger. Das li­egt zum ei­nen an den star­ken Kür­zun­gen in der Kunst- und Kul­tur­för­de­rung. Zum an­de­ren an dem Klima der Kont­rolle, das spätes­tens seit der do­cu­menta 15 vi­ele öf­fent­lich ge­för­derte Ins­ti­tu­ti­o­nen lähmt. Pri­vate Ini­ti­a­ti­ven ge­win­nen des­halb an Be­de­u­tung. Dort kön­nen The­men der­zeit de­mok­ra­tisc­her ver­han­delt wer­den – auch schwi­e­rige oder ta­bu­i­si­erte. Im de­utsc­hen Kunst­dis­kurs geht es ak­tu­ell im­mer wi­e­der um An­ti­se­mi­tis­mus,  den Ter­ror der Ha­mas und den durch die is­ra­e­lische Re­gi­e­rung ve­rüb­ten, von der de­utsc­hen Re­gi­e­rung ak­zep­ti­er­ten Völ­ker­mord an den Paläs­ti­nen­ser:in­nen. Und da­rum, dass wir in den Kuns­tins­ti­tu­ti­o­nen ke­ine öf­fent­liche Dis­kus­sion da­rü­ber füh­ren kön­nen. Ich denke, wir soll­ten da­ran ar­be­i­ten, dass das wi­e­der mög­lich wird und nicht auf eine Pri­va­ti­si­e­rung set­zen. 

Als ich im Mai im UNITE die Auss­tel­lung zu den Früh­jahrs­de­monst­ra­ti­o­nen in An­kara und Is­tan­bul ge­se­hen habe, war ich be­e­ind­ruckt vom Mut der Stu­di­e­ren­den und Künst­ler:in­nen. Der Raum war über und über mit Ze­ich­nun­gen, Sprüc­hen, Fo­tos, Ko­pien, Pa­ro­len, Ge­dich­ten, Pos­tern ge­füllt. In der Mitte stand ein Tisch, an dem an we­i­te­ren Tex­ten und Bil­dern ge­ar­be­i­tet wurde. Di­ese ra­um­fül­lende As­semb­lage war be­e­ind­ruc­kend. Auch eine Auss­tel­lung in dem Kul­tur­zent­rum Çağ­daş Sa­nat­lar Mer­kezi mit Pos­tern von Or­han Tay­lan erin­nere ich gut. Die Auss­tel­lung hat aus ei­ner his­to­risc­hen Pers­pek­tive ge­ze­igt, welche po­li­tische Kraft Kunst ent­wic­keln kann.

Ich war nur zwölf Tage in An­kara und habe in di­e­ser Zeit in­ten­siv an der Auss­tel­lung in der “ga­rage” ge­ar­be­i­tet. Des­halb kann ich über die Kunsts­zene der Stadt noch gar nichts sa­gen. Ich würde sehr gerne wi­e­der­kom­men, um mehr zu ler­nen.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Görsel Sanatlar

Dört Sanatçı, Bir Bakış: “Bakış Açısı” Sergisi

Dört sanatçı, farklı disiplinler ve tek bir ortak zemin: üretme arzusu.

E. Gülşah Akın6 Kasım 2025