Defterin Kendisi Bir İş: Nom’un Organik Yolculuğu

Görsel Sanatlar

Defterin Kendisi Bir İş: Nom’un Organik Yolculuğu

Ayça Güneş

3 Nisan 2026

Bir atölye ih­ti­ya­cın­dan do­ğan Nom, bu­gün def­teri yal­nızca bir araç de­ğil, başlı ba­şına bir üre­tim alanı ola­rak ye­ni­den dü­şün­meye da­vet edi­yor. Baş­lan­gıçta ki­şi­sel bir ça­lışma alanı ara­yı­şıyla or­taya çı­kan bu sü­reç, za­manla def­ter, cilt ve üre­tim pra­tik­leri et­ra­fında ge­niş­le­yen bir ya­pıya dö­nü­şü­yor. Ya­lım Ar­dıç ile def­te­rin po­tan­si­ye­lini, üre­tim sü­reç­le­rini, mal­ze­meyle kur­duğu iliş­kiyi ve bu pra­ti­ğin na­sıl or­ga­nik bir bi­çimde bü­yü­dü­ğünü ko­nuş­tuk.

Fo­toğ­raf­lar: Ya­lım Ar­dıç

Nom na­sıl or­taya çıktı? Bir ih­ti­yaç­tan mı doğdu, yoksa bir arzu du­ru­mun­dan mı? Def­ter­lerle neyi an­lat­mak ya da üret­mek is­ti­yor­du­nuz?

Ta­ma­men ih­ti­yaç­tan doğdu. Bu­rayı ilk tut­tu­ğumda as­lında bir sa­natçı atöl­yesi gibi dü­şün­müş­tüm. Çek­ti­ğim fo­toğ­raf­lara ba­ka­bi­le­ce­ğim, ken­dime ait bir ala­nım ol­sun is­ti­yor­dum. Çünkü evde bi­rik­ti­ri­yor­dum ve bir nok­tada bun­ları ye­ni­den ele al­mak ge­rek­ti­ğini his­set­tim. Bi­raz da “bu­rası be­nim ala­nım ol­sun, sa­dece ça­lış­mak için gel­di­ğim bir yer ol­sun” fik­riyle baş­ladı. Son­ra­sında za­ten mü­cel­lit­lik yap­maya baş­la­mış­tım. Fo­toğ­raf ki­tap­ları ve ar­ka­daş­la­rı­mı­zın ki­tap­la­rını cilt­li­yor­dum. Bu da yine bir ih­ti­yaç­tan doğdu.

Çünkü bir­kaç ki­tap üre­ti­yor­sun, yurt­dı­şına bas­kıya gi­de­cek iş­ler olu­yor ama mat­ba­a­daki in­sanla aynı dili ko­nu­şa­mı­yor­sun. İs­te­di­ğini an­la­ta­mı­yor­sun. Ge­nelde de “o öyle ol­maz”, “o iş öyle ya­pıl­maz” gibi tep­ki­lerle kar­şı­la­şı­yor­sun. Biz de bun­dan bi­raz yo­rul­muş bir ar­ka­daş grubu ola­rak “o za­man bi­ri­miz bu işi öğ­ren­sin” de­dik. Böyle baş­ladı. Bir­çok kişi de­nedi ama her­kes de­vam et­medi. Ben def­ter kul­lan­mayı ve cilt­le­meyi sev­di­ğim için bu iş bende kaldı.

Pan­de­mi­den önce de as­lında bu pra­tik ya­vaş ya­vaş oluş­maya baş­la­mıştı. Ar­ka­daş­lar ge­li­yordu, “ki­ta­bımı cilt­ler mi­sin?” di­yor­lardı. Ak­şam­ları bir­likte otu­rup ya­pı­yor­duk. Sonra “bana da öğ­re­tir mi­sin?” di­yor­lardı. Ge­lir­ken ku­ra­biye ge­ti­ri­yor­lardı, çay kahve içi­yor­duk. Hi­kâye bi­raz böyle baş­ladı.Pan­de­miye ka­dar sü­reç bu şe­kilde iler­ledi. Pan­de­mide ise uzun süre kendi ken­di­mize kal­dı­ğı­mız bir dö­nemde, “bu­nun bir adı ol­sun” diye dü­şün­düm. Bir me­kân ol­sun, yap­tı­ğı­mız atöl­ye­leri du­yu­ra­lım, in­san­lar gel­di­ğinde bi­raz daha pro­fes­yo­nel bir ya­pıya dö­nüş­sün. Böy­lece “ki­ta­bını cilt­le­riz, şöyle ya­pa­rız” di­ye­bi­le­ce­ği­miz bir nok­taya geldi. Ama as­lında baş­tan plan­lan­mış bir şey de­ğildi. “Ben bir me­kân tu­ta­ca­ğım ve bu­rası ta­ma­men def­ter üze­rine ola­cak” gibi bir plan yoktu. Za­ten be­nim en sev­di­ğim şey de bu: her şe­yin or­ga­nik ge­liş­mesi.

Be­nim için asıl me­rak şuydu: sa­nat­çı­lar def­ter­le­rini na­sıl dol­du­ru­yor? Ben böyle dol­du­ru­yo­rum, bir baş­kası başka türlü. Peki di­ğer­leri na­sıl ya­pı­yor? Def­terle na­sıl bir ilişki ku­ru­yor­lar? Bu­ra­dan “Açık Def­ter” fikri çıktı. Du­yu­ru­ruz, baş­vu­ru­lar alı­rız, in­san­larla otu­rup ko­nu­şu­ruz: def­ter na­sıl dol­du­ru­lur, na­sıl bir ilişki ku­ru­lur? Yani ta­ma­men ka­fam­daki so­ru­lar­dan çı­kan ve or­ga­nik bir şe­kilde ge­liş­meye de­vam eden bir sü­reç bu. Hâlâ yeni so­ru­la­rı­mız var. On­ları na­sıl ya­pa­rız diye dü­şü­nü­yo­ruz. Muh­te­me­len bu da za­manla başka bir şeye dö­nü­şe­cek.

Nom Bu­luş­ma­ları adı al­tında ne­ler ger­çek­le­şi­yor ?

Açık Def­ter, Ko­deks gün­cel bu­luş­ma­la­rı­mızdı. Açık Def­ter 3. kere yap­tı­ğı­mız bir proje, bu­luş­mayla da son­lan­dı­rı­yo­ruz böyle pro­je­leri. Ko­deks tek se­fer­likti. Açık Def­ter’i daha çok kül­tü­rel bir ça­lışma ola­rak gö­rü­yo­rum. Çünkü onu her­hangi bir maddi bek­len­tiyle yap­mı­yo­ruz. Ger­çek­ten para ka­zanma ama­cıyla or­taya çık­mış bir şey de­ğil. Bu­luş­ma­lar’ın içinde bir de kul­la­nıma yö­ne­lik ta­sar­la­dı­ğı­mız ürün­leri sat­tı­ğı­mız gün­ler olu­yor. Bun­lar di­ğer pro­je­lere ve ha­ya­tı­mıza kay­nağı sağ­la­yan kı­sım. Bu ya­pı­nın böyle iler­le­me­sini de­ğerli bu­lu­yo­rum. Bir yan­dan kendi kay­na­ğını ya­ra­tır­ken, bir yan­dan da daha kül­tü­rel gör­dü­ğü­müz alan­lara yer aç­ması be­nim için önemli.

Yani Açık Def­ter’i sa­nat­çı­larla ku­ru­lan daha in­te­rak­tif bir sü­reç ola­rak ta­nım­la­ya­bi­lir mi­yiz?

Evet, ke­sin­likle öyle. Sa­nat­çı­larla bir­likte ya­pı­lan, pay­la­şı­mın ol­duğu bir alan. Ama bir yan­dan da işin sür­dü­rü­le­bi­lir­liği me­se­lesi var. Yani mali ola­rak de­vam ede­bil­mesi için bazı şey­leri farklı ka­te­go­ri­lerde dü­şün­mek ge­re­ki­yor. O den­geyi kur­maya ça­lı­şı­yo­ruz.

Ka­tı­lım­cı­ları be­lir­ler­ken özel­likle ne­lere dik­kat edi­yor­su­nuz?

Özel­likle def­ter fo­toğ­raf­la­rına ba­kı­yo­rum. Bi­ri­nin iş­leri çok iyi ola­bi­lir ama def­terle iliş­ki­len­me­yen ya da def­terle ça­lış­ma­yan biri za­ten ge­nelde baş­vur­mu­yor. Baş­vu­rursa da açıkça söy­lü­yo­ruz: “Def­terle çok iliş­kin yok gibi.” Çünkü def­ter başka bir pra­tik. Çan­tana at­tı­ğın, ka­fede otu­rur­ken bir şey­ler ka­ra­la­dı­ğın, bir yere gi­der­ken ya­nında ta­şı­dı­ğın bir şey. O yüz­den def­teri na­sıl kul­lan­dığı, onunla na­sıl bir ilişki kur­duğu be­nim için çok önemli. Yap­tığı iş ka­dar, def­terle kur­duğu bağa da ba­kı­yo­rum.

Za­ten bu açık çağrı me­se­lesi çok ku­rum­sal bir şey de­ğil. Dev bir yapı de­ği­liz. As­lında bak­tı­ğı­mız şey şu: bir­likte bir şey ya­pa­bi­le­ce­ği­miz biri mi? Bir­likte üre­tir­ken ke­yif ala­ca­ğı­mız biri mi? Bu yüz­den buna “baş­vuru” de­mek bile çok doğru gel­mi­yor. Daha çok in­san­la­rın ça­lış­ma­la­rını pay­laş­ma­sını is­ti­yo­ruz. Me­sela Ins­tag­ram’da özel­likle dik­kat et­ti­ğim bir dil var: “Seç­tik” de­mek ye­rine “bir­likte ça­lı­şa­bi­le­ce­ği­miz in­san­ları be­lir­le­dik” de­meyi ter­cih edi­yo­rum. Çünkü “seç­mek” ke­li­mesi bana bi­raz hi­ye­rar­şik ge­li­yor.

Karanlık atölyede, yeşil kesim matında küçük bir defterin ciltlenmesi üzerinde çalışan eller

Def­ter kul­la­nı­mına dair yak­la­şı­mı­nız ne­dir?

Def­teri sa­dece bir es­kiz def­teri ola­rak gör­mü­yo­ruz. Nor­malde es­kiz def­te­rinde bir şey çi­zer­sin ve sonra onu başka bir yü­zeye ta­şır­sın. Biz bi­raz bu­nun ter­sini öne­ri­yo­ruz. Dı­şa­rıya ta­şı­dı­ğı­mız işi tek­rar def­tere geri ko­ya­lım. Def­te­rin ken­disi bir iş ol­sun. İşin ken­disi def­ter ol­sun. Bunu bir tür sa­natçı ki­tabı gibi dü­şü­nü­yo­ruz. El yaz­ması ya da el bo­ya­ması bir ki­tap gibi. Def­ter dol­du­ğunda, bir sa­nat­çı­nın “bu iş bitti” de­diği an gibi bir nok­taya ge­li­yor. O an­dan sonra ar­tık ona mü­da­hale edil­mi­yor. Def­ter de öyle ka­pa­nı­yor. Bu nok­tada def­ter sı­ra­dan bir nesne ol­mak­tan çı­kı­yor. İçinde bir an­latı, bir duygu, bir hi­kâye ta­şı­yan ta­mam­lan­mış bir işe dö­nü­şü­yor. İz­le­yi­ciye bir şey ak­ta­ran bir form ha­line ge­li­yor.

Peki def­te­rin fi­zik­sel ya­pısı da bu sü­re­cin bir par­çası mı?

Evet, ke­sin­likle. Çünkü bu­rada asıl me­sele şu: an­la­tım araç­la­rın ne­ler? Neyi önem­si­yor­sun? Bir ko­nuyu an­la­tır­ken o an­la­tıyı bü­yü­te­cek hangi fi­zik­sel un­sur­ları kul­la­nı­yor­sun? Me­sela bazı def­ter­lerde açı­lan say­fa­lar olu­yor, ba­zı­ları kat­la­nı­yor, ba­zı­ları ta­şan say­fa­lar içe­ri­yor. Ba­zen biri çok dü­zenli bir yapı is­ti­yor, ke­nar­la­rını gi­yo­tinle ke­si­yo­ruz. Ba­zen de tam ter­sine, özel­likle dü­zen­siz bir yapı is­ti­yor.Me­sela bir ar­ka­daş özel­likle ta­şan, sa­çı­lan say­fa­lar is­tedi. Bir tür da­ğı­nık­lık hissi ya­rat­mak is­ti­yordu. Biz de ona göre bir def­ter ta­sar­la­dık. Bu sü­reç ta­ma­men bir­likte iler­li­yor. İlk bu­luş­mada ma­saya ör­nek def­ter­ler ko­yu­yo­ruz. Daha önce ya­pıl­mış iş­ler üze­rin­den ko­nu­şu­yo­ruz. Şu an eli­mizde 10–12 tane ör­nek oluştu.

Ka­tı­lımcı ne yap­mak is­te­di­ğini an­la­tı­yor, ben de na­sıl yar­dımcı ola­bi­le­ce­ğimi söy­lü­yo­rum. Ör­nek­ler üze­rin­den ko­nu­şunca on­la­rın da ka­fa­sında bir şey­ler şe­kil­len­meye baş­lı­yor. Sonra bir­likte ka­rar ve­ri­yo­ruz:

“Na­sıl bir şey ol­sun?”

“Bu an­la­tım için na­sıl bir form ge­re­kir?”

Ben de hem on­la­rın he­ye­can­lan­dığı hem be­nim he­ye­can­lan­dı­ğım bir def­ter formu üre­ti­yo­rum. Son­ra­sında on­lar içini dol­dur­maya baş­lı­yor.

Def­ter ta­mam­lan­dık­tan sonra ne olu­yor?

Ge­nelde şunu söy­lü­yo­rum: Def­ter ta­bii ki on­la­rın. Açık çağ­rıyı du­yu­rur­ken ver­di­ği­miz söz de bu. İs­ter­lerse alıp ev­le­rin­deki ki­tap­lığa ko­ya­bi­lir­ler. Ama bu­rada ka­lırsa gö­rül­meye de­vam edi­yor. Çünkü bu­rası in­san­la­rın sü­rekli ge­lip git­tiği bir yer. Et­kin­lik­ler olu­yor, def­ter­ler in­ce­le­ni­yor. Bu an­lamda def­ter, sa­nat­çı­nın kendi oda­sında dur­ma­sın­dan daha gö­rü­nür bir hale ge­li­yor.

Peki bir def­te­rin ürüne dö­nüşme sü­reci na­sıl olu­yor?

Ge­nelde şöyle iler­li­yor: Önce bir def­ter ya­pı­yo­rum ve or­taya ko­yu­yo­rum. Sonra onun sa­tı­şını ve in­san­la­rın onunla na­sıl ilişki kur­du­ğunu göz­lem­li­yo­rum. Bir an­lamda bu­rayı bir la­bo­ra­tu­var gibi dü­şü­nü­yo­rum. İn­san­la­rın na­sıl kul­lan­dı­ğını, neyi sev­di­ğini gö­rü­yo­rum. Sonra bu göz­lem­leri sa­de­leş­ti­ri­yo­rum ve ürünü ye­ni­den şe­kil­len­di­ri­yo­rum. Ama şu da de­ğil: “Bu çok sa­tı­yor, o za­man bun­dan daha çok ya­pa­lım” gibi bir yak­la­şı­mım yok. Aynı za­manda “sa­nat bu­dur, in­san­lar an­la­maz” gibi bir yer­den de bak­mı­yo­rum. İki­si­nin ara­sında bir yerde dur­maya ça­lı­şı­yo­rum. Dı­şa­rı­dan ge­len geri bil­di­rim­leri alı­yo­rum, sa­de­leş­ti­ri­yo­rum ve so­nunda bu sü­reç bir ürüne dö­nü­şü­yor.

İn­san­la­rın ter­cih­le­rini an­la­mak için başka yön­tem­ler de kul­la­nı­yor mu­su­nuz?

Evet, ba­zen çok ba­sit yön­tem­ler kul­la­nı­yo­rum. Me­sela Ins­tag­ram’da bir an­ket yap­tım. İki farklı def­ter ta­sa­rımı ara­sında ka­rar­sız kal­dım ve in­san­lara “Han­gi­sini ya­pa­yım?” diye sor­dum. So­nuçta ikisi de ne­re­deyse eşit çıktı. Ben de iki­sini bir­den üret­tim. Ama arada özel­likle kim­se­nin sa­tın al­ma­ya­ca­ğını dü­şün­dü­ğüm def­ter­leri de ko­yu­yo­rum. Çünkü on­la­rın beni ve bu­rayı daha çok tem­sil et­ti­ğini dü­şü­nü­yo­rum. İl­ginç olan şu: O def­ter­le­rin de ba­zen çok farklı ve bek­len­me­dik sa­tış hi­kâ­ye­leri olu­yor.

Na­sıl yani?

Me­sela et­kin­lik­lerde aç­tı­ğı­mız tez­gâh­larda çok dik­kat çe­kici def­ter­ler olu­yor. Ka­pağı çi­zimli, ke­nar­ları ke­sik, daha gör­sel iş­ler. Ama ba­zen ta­ma­men bem­be­yaz bir def­ter ko­yu­yo­rum. Dı­şa­rı­dan ba­kınca hiç­bir özel­liği yok gibi. İn­san­la­rın çoğu ilk başta onu fark et­mi­yor bile. Ama bi­riyle ko­nu­şur­ken o def­teri çı­ka­rıp an­la­tı­yo­rum. Ka­ğı­dı­nın gra­ma­jını, ka­pa­ğı­nın na­sıl ya­pıl­dı­ğını, için­deki fikri an­la­tı­yo­rum. O nok­tada in­san­lar di­ğer def­ter­leri bı­ra­kıp ona odak­la­na­bi­li­yor. Çünkü as­lında o def­ter bir kul­lanma öne­risi su­nu­yor. Ya­zana bir yön açı­yor. Me­sela bir def­terde say­fa­nın ke­na­rında ince bir çizgi vardı. Mü­rek­keple de­ğil, ka­ğı­dın kendi do­ku­suyla ya­pıl­mış bir çizgi. 

Ahşap yüzeyde, solda desenli çizim defteri, sağda mor ve kırmızı sayfalı defterleri inceleyen eller ve saksı bitkileri

Kimya oku­du­ğunu bi­li­yo­rum. Bu ala­nın yap­tı­ğın işle bir iliş­kisi var mı?

2015’te An­kara Üni­ver­si­tesi Kimya bö­lü­mün­den me­zun ol­dum. Bi­tirme pro­jem ka­ğıt üze­ri­neydi. Ka­ğıt üre­tim sü­re­cinde or­taya çı­kan lig­nin diye bir madde var. En­düst­ride ge­nelde bu madde ya­kı­la­rak sa­dece ısı ener­ji­sine dö­nüş­tü­rü­lü­yor. Be­nim ça­lış­mam ise “yak­mak ye­rine başka na­sıl de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir?” so­ru­suna odak­la­nı­yordu. As­lında bu, bir tür geri dö­nü­şüm ve mal­zeme de­ğer­len­dirme me­se­le­siydi. O dö­nem daha te­o­rik bir ça­lışma gibi gö­rü­nü­yordu ama bu­gün yap­tı­ğım işle bir­likte dü­şün­dü­ğümde bazı bağ­lan­tı­lar ku­ra­bi­li­yo­rum.

Üre­tim sü­re­cinde mal­zeme se­çimi ko­nu­sunda özel bir yak­la­şı­mın var mı?

Bi­zim asıl me­se­le­miz ka­ğıt. Bir an­lamda ka­ğıt iş­çisi ol­ma­lı­yız. Be­nim için işin mer­ke­zinde hep ka­ğıt vardı. Deri iş­çi­liği de yay­gın­dır. Bu nok­tada bir def­ter için ka­ğıt daha te­mel bir mal­zeme ol­duğu için sa­nı­rım, oda­ğım hep orda. Ka­pağı da, çiz­gisi de, ta­ma­men ka­ğı­dın ola­nak­la­rıyla be­lir­gin­le­şi­yor. Yak­la­şık beş se­ne­dir de üre­ti­mimi bu dü­şün­ceyle sür­dü­rü­yo­rum. 

Bu yak­la­şı­mını en iyi an­la­tan def­ter­ler han­gi­leri?

Me­sela bazı def­ter­le­ri­miz var, ta­ma­men ka­ğı­dın ken­di­siyle var olan def­ter­ler. Hatta tut­kal bile yok. Sa­dece ka­ğıtla ku­ru­lan bir yapı. Bu bana çok iyi his­set­ti­ri­yor.Ba­zen in­san­lar so­ru­yor:

“Ka­pa­ğına bir şey ba­sa­lım mı?”

“Logo ek­le­ye­lim mi?”

“Çiz­gili ya da ka­reli def­ter yap­mı­yor mu­su­nuz?”

Ama bun­la­rın hepsi ma­ki­neye gi­re­cek şey­ler. Baskı ola­cak, mat­ba­a­dan çı­ka­cak iş­ler. Ben ma­kine kar­şıtı ol­du­ğum için söy­le­mi­yo­rum bunu. Ama şöyle dü­şü­nü­yo­rum: Eğer bir iş ma­ki­neye gi­re­cekse ta­ma­men ma­kine üre­timi ol­sun. Bas­kısı da ma­ki­nede ol­sun, di­kişi de ma­ki­nede ol­sun. Ama eğer ben elimle ya­pı­yor­sam, o za­man ka­ğıda ma­ki­ne­nin si­lin­diri bile değ­me­sin. O ka­ğıda sa­dece be­nim elim değ­sin.

Boş bir def­ter se­nin için ne ifade edi­yor?

Boş bir def­ter be­nim için bir ih­ti­mal. Daha doğ­rusu bir po­tan­si­yel. Ço­cuk­ken de böy­leydi. Üni­ver­si­te­dey­ken ev­de­ki­ler ve ar­ka­daş­la­rım bana sü­rekli “Bu ka­çıncı def­ter, ne­den hâlâ alı­yor­sun?” diye so­rardı. O za­man bunu an­la­ta­mı­yor­dum, sa­dece sev­di­ğimi söy­lü­yor­dum. Ama za­manla şunu fark et­tim: Her def­ter do­la­bilme ih­ti­mali ta­şı­yor. Her biri başka bir şeye dö­nü­şe­bi­lir. Raf­larda du­ran o boş def­ter­le­rin hepsi as­lında bi­rer ola­sı­lık gibi. Şimdi ise is­te­di­ğim ih­ti­mali ta­şı­yan bir def­teri ken­dim üre­te­bi­li­yo­rum. Yani o ih­ti­mal­ler ar­tık sa­dece rafta du­ran şey­ler de­ğil; is­te­di­ğim za­man or­taya çı­ka­ra­bi­le­ce­ğim şey­ler. Ama şunu da söy­le­ye­bi­li­rim: Bu so­ruya belki ben­den daha az def­ter kul­la­nan biri farklı ce­vap ve­re­bi­lir. Çünkü be­nim için ne­re­deyse her şey bir def­ter ola­bi­lir.

Def­ter­leri na­sıl kul­la­nı­yor­sun? Be­lirli ka­te­go­ri­ler var mı?

Evet, farklı def­ter­le­rim var. Me­sela yeni bir yıla baş­lar­ken ajan­da­lar alı­yo­rum: haf­ta­lık, gün­lük, çiz­gili, ka­reli, bü­yük, kü­çük… Hatta cepte ta­şı­na­bi­le­cek olan­lar bile var. Bun­lar raf­larda du­ru­yor. Yeni bir baş­lan­gıç gibi ge­li­yor bana. Yeni bir yıl, yeni def­ter­ler. Ba­zen de ak­lıma bir konu ge­li­yor ve onun için he­men yeni bir def­ter baş­la­tı­yo­rum. Bir dö­nem sa­dece o konu üze­rine dü­şün­dü­ğüm ve yaz­dı­ğım def­te­rim olu­yor. Bu bi­raz hem bir baş­lan­gıç hem de bir tür do­kü­man­tas­yon gibi.

Gün­lük kul­la­nım için farklı def­ter­le­rin var mı?

Evet, bir­kaç farklı def­ter kul­la­nı­yo­rum. Me­sela bir tane plas­tik kaplı def­te­rim var; ona hızlı hızlı not­lar alı­yo­rum. Bir ta­nesi daha çok te­o­rik dü­şün­ce­ler için. Ba­zen oku­du­ğum bir şey, ba­zen sos­yal iliş­ki­ler, ba­zen de ak­lıma ge­len başka fi­kir­ler oraya gi­di­yor. Bir def­te­rim de gün­lük plan gibi. “Saat se­kizde kal­ka­ca­ğım, onda şunu ya­pa­ca­ğım” gibi şey­ler ya­zı­yo­rum. Bir de bi­raz şaka yollu “kaza ve ka­der def­teri” de­di­ğim bir def­te­rim var. Orada hiç­bir filtre yok. Ak­lıma ne ge­li­yorsa ya­zı­yo­rum: yan­lış ke­li­me­ler, kötü çiz­gi­ler, saçma fi­kir­ler… Her şey ola­bi­lir. Ama ba­zen çö­pün için­den en de­ğerli şey çı­kar ya; def­ter bu­nun için mü­kem­mel bir araç. Ger­çek­ten o ka­rı­şık­lı­ğın için­den en kıy­metli fi­kir çı­ka­bi­li­yor.

Def­ter se­nin için bir ka­yıt aracı mı, yoksa kay­bolma alanı mı?

As­lında ikisi de. Kay­bo­lur­ken yap­tı­ğım şeyi de kay­de­di­yo­rum. Yani o kay­bolma hâ­li­nin ken­disi de bir ka­yıt olu­yor. Me­sela ilk baş­tan sona dol­dur­du­ğum def­ter­ler­den biri pan­demi dö­ne­min­deydi. Pan­de­mi­nin ilk za­man­la­rıydı. Ev­de­yim, hiç­bir yere gi­de­mi­yo­rum. Atöl­yeye gi­de­mi­yo­rum, ev­den çı­ka­mı­yo­rum. Ev de ka­la­ba­lık; tey­zem dok­tordu, sü­rekli bir te­dir­gin­lik hali var. Ben nor­malde tek ba­şıma, ses­siz bir or­tamda ça­lış­maya alış­kı­nım. Atöl­yede ya da odamda. Ama o dö­nemde böyle bir alan yoktu. O yüz­den def­ter be­nim için bir kay­bolma ala­nına dö­nüştü. Et­rafı sus­tur­mak için eğil­di­ğim bir yer gibi.

Ama o sı­rada ger­çek­ten ya­za­cak ya da çi­ze­cek bir şey de yoktu. Sa­dece ka­ra­la­maya baş­la­dım. Kur­şun ka­lemle say­fa­ları ka­ra­lı­yor­dum. Za­manla bu ka­ra­la­ma­lar bir ritme dö­nüştü ve sa­at­le­rimi öyle ge­çir­meye baş­la­dım. As­lında o sı­rada kay­bo­lu­yor­dum ama aynı za­manda o ka­ra­la­ma­lar, o kay­bo­lu­şun kay­dını tu­tu­yordu. Bu­gün o def­tere bak­tı­ğımda o dö­nemi ha­tır­lı­yo­rum. Çünkü o, ger­çek­ten kay­bol­mam ge­re­ken bir dö­nemdi. Def­ter de o dö­ne­min kaydı ha­line geldi.

Önü­müz­deki dö­nemde bu ça­lış­ma­la­rın na­sıl iler­le­me­sini ha­yal edi­yor­su­nuz?

As­lında bi­raz daha kendi di­li­mizle ki­tap­lar yap­mak is­ti­yo­ruz. İşin ken­di­sine, yani def­tere ve üre­time odak­lan­mak gibi bir ni­ye­ti­miz var. kay­nak ya­rat­mak ve o kay­nağı bü­yüt­mek de önemli bir mo­ti­vas­yon. Açık Def­ter gibi pro­je­lerde bir­likte üret­mek ger­çek­ten çok ke­yif­liydi. Fa­kat sü­reç içinde, iş tem­po­sun­dan kay­nak­la­nan kü­çük ak­sak­lık­lar da ola­bi­li­yor. Bu yüz­den bir yan­dan da daha te­kil üre­tim bi­çim­le­rini dü­şün­meye baş­la­dık. Me­sela daha önce def­ter­le­rini gör­dü­ğü­müz, iş­le­rini be­ğen­di­ği­miz ar­ka­daş­lara ya da ta­nı­dık­lara “Sana özel şöyle bir def­ter yap­sak na­sıl olur?” di­ye­rek iler­le­mek gibi. Belki iki mo­del bir­likte yü­rür. Bir yan­dan Açık Def­ter’i açık çağ­rıyla sür­dü­rü­rüz, bir yan­dan da daha bi­rey­sel üre­tim­ler ya­pa­rız.

Kare pencereler kesilmiş mor kapaklı, içinden sarı noktalar görünen iki defter, ahşap zeminde duruyor

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Kent ve mimari

9 Ocak’ta Ankara’da Bir Gün

Sahnenin Önünde, Hafızanın İçinde GIrls to the Front Fotoğraf Sergisi — UnIte Ortak MekÂn

Murat Karacan13 Ocak 2026