Uzun Bir Geçmişin Hayaletleriyle Yüzleşmek: Emine Yıldırım’la “Gündüz Apollon Gece Athena” Üzerine

Görsel Sanatlar

Uzun Bir Geçmişin Hayaletleriyle Yüzleşmek: Emine Yıldırım’la “Gündüz Apollon Gece Athena” Üzerine 

Melike Serin

12 Ekim 2025

Dünya prö­mi­ye­rini ger­çek­leş­tir­diği 37. Tokyo Ulus­la­ra­rası Film Fes­ti­vali’nde Asya’nın Ge­le­ceği bö­lü­mün­den En İyi Film Ödülü’nü ka­za­nan, ar­dın­dan 32. Ulus­la­ra­rası Adana Al­tın Koza Film Fes­ti­vali’nden iki ödülle dö­nen Gün­düz Apol­lon Gece At­hena, iz­le­yi­ci­sini ölüm, ha­fıza ve da­ya­nış­ma­nın ke­siş­tiği bir yol­cu­luğa da­vet edi­yor.

Emine Yıl­dı­rım’ın ilk uzun met­rajlı filmi, ha­ya­let­ler gör­meye baş­la­yan Defne’nin, an­ne­si­nin ru­hunu bul­mak için Side An­tik Kenti’ne yap­tığı yol­cu­luk et­ra­fında şe­kil­le­ni­yor. Fa­kat bu hi­kâye yal­nızca bir ara­yı­şın de­ğil; geç­mişle, ka­yıpla ve coğ­raf­yayla yüz­leş­me­nin filmi. Gün­düz Apol­lon Gece At­hena, po­li­tik ol­ma­sına rağ­men yüzü gü­len, ka­ran­lığa karşı umudu inatla sa­vu­nan bir film ola­rak dik­kat çe­ki­yor. Bu yön­le­rini de ele ala­rak, Yö­net­men Emine Yıl­dı­rım ile fil­min ya­ra­tım ve üre­tim sü­reci üze­rine ko­nuş­tuk.

“Gün­düz Apol­lon Gece At­hena”nın fikri ne za­man doğdu? Se­naryo tas­la­ğını oluş­tur­maya baş­la­ma­dan önce zih­ni­nizde ta­şı­dı­ğı­nız im­ge­ler, te­ma­lar ne­lerdi?

5-6 sene önce bu pro­jeye baş­lar­ken ülke ve ya­şa­dık­la­rı­mızla il­gili ge­nel bir ai­di­yet so­ru­num vardı. Do­la­yı­sıyla şifa ni­ye­tine bir şey yaz­mak is­te­dim. Bu­rası be­nim de coğ­raf­yam, mem­le­ke­tim. Sev­di­ğim şe­kilde bu ül­keyi sa­hip­len­mek is­te­dim. Bir yan­dan da tür si­ne­ma­sını çok se­ve­rim ve ha­fif, farklı, fe­rah­la­tıcı bir şey yap­mak is­ti­yor­dum. Italo Cal­vino’yu çok se­ve­rim, on­daki ha­fif­liği is­ti­yor­dum filmde.

Za­ten kü­çük­lü­ğüm­den beri mi­to­lo­jiyi çok se­ve­rim. Ai­lem Egeli, ço­cuk­lu­ğu­mun ço­ğun­luğu ören yer­le­rinde geçti. Bana an­tik sit alan­la­rı­nın ya­nında ken­dimi çok iyi his­se­di­yo­rum, filme onu da yan­sıt­mak et­mek is­ti­yor­dum. Ar­ke­o­log­lar ar­tık bir sürü miti, Yu­nan mi­to­lo­jisi de­ğil de Ana­dolu an­ti­ki­tesi ola­rak ele alı­yor­lar. Çünkü bu top­rak­lar­dan çıktı. Yu­nan ve Ana­dolu ta­rihi be­ra­ber ev­ril­diği için bu çok ge­çiş­ken bir şey. O mit­leri ve ar­ke­tip­leri de na­sıl ku­la­na­bi­li­rim diye dü­şün­düm. Bir yan­dan da bu mit­le­rin çoğu çok pat­ri­yar­kal ve ka­derci mit­ler. Bun­ları ken­dime göre yo­rum­la­yıp farklı bir şe­kilde or­taya koyma is­te­ğim de vardı. Bun­la­rın hepsi bir araya geldi ve hi­kaye de o şe­kilde çıktı di­ye­bi­li­rim. 

Fil­min dü­şün­sel sü­reci 5-6 sene önce baş­ladı de­miş­ti­niz. Se­naryo ve hi­ka­yeyi ilk baş­taki ha­liyle mi gör­dük yoksa sü­reç içinde de­ği­şik­lik­ler oldu mu?

Fil­min duy­gusu ve iki ana ka­rak­teri hep ay­nıydı. Ama se­nar­yo­nun bir sürü ver­si­yonu oldu. Za­ten se­naryo ya­zım sü­reci bi­raz böyle. Daha kom­pakt hale na­sıl ge­ti­ri­le­bi­lir diye uğ­ra­şı­yor­su­nuz ve hep ev­ri­li­yor. Sü­reçte for­matı, uzun­luğu, di­ya­log­ları hep ge­liş­ti­rildi ama duy­gusu çok de­ğiş­medi.

Film, ha­ya­let­leri ve fan­tas­tik öge­leri gör­sel efekt­lerle de­ğil, içe­rik­sel bağ­lam ve ka­rak­ter­ler üze­rin­den ak­ta­rı­yor. Hi­ka­yeyi ka­fa­nızda kur­gu­la­maya baş­la­dı­ğı­nızda bu fi­kir var mıydı yoksa bu ter­cihi sü­reçte mi yap­tı­nız?

En ba­şın­dan beri ka­famda bu şe­kilde can­landı. As­lında me­sela şuydu; baş­rol Defne ka­rak­teri iyi bir in­sandı ama nem­ruttu, in­san­ları sev­mi­yordu. Ama ora­daki zıt­lık çok ho­şuma gi­di­yordu; ya­şam se­vinci yok­sun bir ka­dın var ve in­san­lar­dan ka­çı­yor. An­cak gel gör ki bir de in­san­lar yet­mez­miş gibi ha­ya­let­leri de gö­re­bi­li­yor. Do­la­yı­sıyla et­ra­fında iki katı in­san var ve asla ka­ça­mı­yor. O yüz­den en ba­şın­dan beri ha­ya­let­leri de hep in­san ola­rak kur­gu­la­mış­tım. Be­den­leri git­miş ama ruh­ları bu­rada ve hala canlı in­san­lar ka­dar si­nir bo­zu­cu­lar.

Her bir ha­ya­let ka­rak­te­rin “ya­şar­ken sa­hip ol­duk­ları kim­lik” ile “ölüy­ken ta­şı­dık­ları yük” ara­sında bir iki­li­lik gö­rü­yo­ruz. Sizce in­san­lar öl­dük­ten sonra film­deki gibi ya­şa­maya de­vam edi­yorsa, ha­ya­let­le­rin kim­liği de­ği­şe­bi­lir mi?

Bence de­ği­şe­bi­lir ama as­lında film­deki ha­ya­let­ler bı­ra­ka­ma­dık­ları, çö­ze­me­dik­leri bir me­sele ol­duğu için gi­de­mi­yor­lar, bu­rada ka­lı­yor­lar. Ka­lınca belki çok da ka­rak­te­rin de­ğiş­mi­yor ama ba­kış açın de­ği­şi­yor in­san­lığa karşı. Çünkü ar­tık çok daha iyi bir göz­lem ye­te­nek­leri var ve bence de­rin bir hü­zünle in­san­lığa dair bir bil­ge­lik ge­li­yor.

Tür­kiye’de ba­ğım­sız si­nema yap­ma­nın zor­lu­ğu­nun yanı sıra ka­dın bir yö­net­men ola­rak kar­şı­laş­tı­ğı­nız ya­pı­sal en­gel­ler oldu mu?

Olu­yor, sırf ben de­ğil bir sürü ka­dın yö­net­men ar­ka­da­şım bu­nunla kar­şı­la­şı­yor. Me­sela en başta fi­nan­sal ola­rak size daha dü­şük öde­me­ler ge­li­yor. Ka­bi­li­ye­ti­niz daha çok sor­gu­la­nı­yor. Er­kek­le­rin oto­ri­tesi he­men ka­bul edi­li­yor. Bir ka­dın ola­rak oto­rite kur­ma­nın yö­ne­timi daha yo­rucu. Do­ğuş­tan ge­len ay­rı­ca­lık bizde yok. Do­la­yı­sıyla sü­rekli daha fazla enerji har­ca­ma­mız ge­re­ki­yor. Ko­lay de­ğil, ama ya­pı­la­bi­li­yor

Çe­kim sü­re­cinde pro­dük­si­yon açı­sın­dan en çok hangi ko­nuda zor­lan­dı­nız?

En zor­lan­dı­ğı­mız şey hava du­ru­muydu. Çünkü sah­ne­le­rin çoğu dı­şa­rıda ve ha­vaya mü­da­hale ede­mi­yo­ruz. İlk hafta dört gün çok fazla yağ­mur yağdı. O sı­rada tek­rar or­ga­nize ol­ma­mız ge­re­ki­yordu, o zordu. Onun dı­şında ta­bii ki sü­rekli sit ala­nında ol­du­ğu­muz için hiç­bir ya­pıya za­rar gel­me­mesi için dik­kat et­me­miz ge­re­ki­yordu. Ama bir süre sonra bü­tün ekip bu du­ruma alış­tık.

Gö­rüntü yö­net­meni Ba­rış Ay­gen ile gör­sel dili oluş­tu­rur­ken özel­likle üze­rinde dur­du­ğu­nuz bir un­sur var mıydı?

Filmde bir sürü ta­kip sah­ne­miz var, özel­likle odak­lan­dı­ğı­mız şey­ler­den biri buydu. Ta­kip sah­ne­le­rini sa­kin ve bü­yü­le­yici bir şe­kilde ak­tar­mak is­ti­yor­duk. Ön­den o at­mos­feri, o modu ya­rat­mak için epey bir dü­şün­dük. Ba­rış’ın çok iyi bir ekibi vardı ve o da ka­me­rada his­se­di­li­yor ger­çek­ten. Sa­nat yö­net­meni ol­sun, kur­gucu ol­sun, Ba­rış Ay­gen ol­sun bü­tün ekip iç­ten­lik ve sa­mi­mi­yetle, başka bir pı­rıl­tıyla bu işe bağ­lan­dı­lar.

Ba­rış Diri’nin bes­te­leri de at­mos­feri inşa eden önemli bi­le­şen­ler­den. Bir ön­ceki so­ruya ben­zer bir şe­kilde film için an­laş­tık­tan son­raki üre­tim sü­reci na­sıl iler­ledi?

Ba­rış Diri ile çok er­ken baş­la­mış­tık pro­jeye. Se­naryo sü­re­cin­den beri da­hildi o. Daha önce be­ra­ber ça­lış­mış­tık da. As­lında en başta Ay­dın’da Tral­leis an­tik ken­tinde ka­zı­lan ve çok eski bir me­zar ya­zıtı olan Se­i­ki­los Ağıdı’ndan yola çık­tık. Sa­nı­rım dün­ya­nın en eski ikinci no­talı ve sözlü şar­kı­la­rın­dan bi­risi ve çok gü­zel söz­leri var, o par­ça­nın his­siyle yola çık­tık. Söz­lerde ge­nel ola­rak; za­man az, yas tutma, anda yaşa ya­şa­ya­bil­di­ğincegibi çok tatlı di­ze­ler var. O his­lerle yola çık­tık ama son­ra­sında her şey fark­lı­laştı. Daha sah­ne­lere odaklı na­sıl bir his ya­ra­ta­bi­li­riz, na­sıl bir ton ola­bi­lir diye kafa yor­duk. Mü­zi­ğin filmi des­tek­le­me­sin­den ve mü­zi­ğin de filmde bir ka­rak­ter ol­ma­sın­dan çe­kin­me­dik.

 37. Tokyo Film Festivali’nin Asya’nın Geleceği bölümünde En İyi Film ödülü
37. Tokyo Film Festivali’nin Asya’nın Geleceği bölümünde En İyi Film ödülü

Ka­ri­ye­ri­ni­zin ba­şın­dan beri ge­rek ya­pımcı ge­rek yö­net­men ola­rak çok sa­yıda fes­ti­vale ka­tıl­mış­sı­nız. Si­zin için yeri ayrı olan, farklı bir bağ kur­du­ğu­nuz özel bir fes­ti­val var mı?

As­lında tu­haf bir şe­kilde iki fes­ti­val var. Bun­lar­dan ilki olan Tokyo Film Fes­ti­vali çok önemli be­nim için. Çünkü orada fil­min ilk gös­te­ri­mini yap­tık ve çok gü­zel geçti. Ora­daki se­yirci ger­çek­ten çok sevdi filmi. Son­ra­sında Ja­ponya’da viz­yona da girdi film. O yüz­den orası be­nim için çok özel bir yerdi. Ja­pon iz­le­yi­cisi çok saygı du­yu­yor si­ne­maya. Si­ne­mayı çok se­vi­yor ve size de yap­tı­ğı­nız işe de çok özenle yak­la­şı­yor.

Di­ğeri de Uçan Sü­pürge Ka­dın Film­leri Fes­ti­vali. Uçan Sü­pürge’nin be­nim ka­ri­ye­rimde önemli bir yeri var, geç­ti­ği­miz yıl­larda Bilge Ol­gaç ödülü al­mış­tım ora­dan. Belki de ODTÜ’de oku­du­ğum için ve si­ne­mayı da­ü­ni­ver­si­te­dey­ken keş­fet­ti­ğim için An­kara’da ol­ma­nın özel bir yeri var di­ye­bi­li­rim.

Önü­nüzde başka plan­lar pro­je­ler var mı?

Plan­la­rım var ama uzun met­rajlı film yap­mak çok uzun sü­rü­yor. Hatta Meş­ru­ti­yet dö­ne­minde 1900’le­rin ba­şında ge­çen bir korku filmi ya­zı­yo­rum şu anda. Ama o muh­te­me­len çok uzun va­deli bir iş ola­cak. Onun ha­ri­cinde dizi pro­je­leri ya­zı­yo­rum. Kısa film şu anda dü­şün­mü­yo­rum açık­çası. Ama bir so­luk­la­nıp sonra tek­rar geri dö­ne­ce­ğim uma­rım. Şu anda dünya ça­pında da film yap­mak çok zor. Bu yüz­den bi­raz uzun va­deli bir yer­den yak­la­şı­yo­rum.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Görsel Sanatlar

Kendimize Rahatsız Edici Sorular: A Self-Interview

Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular ekibi olarak kendimize de rahatsız edici sorular sormak ve yanıtlarımızı test etmek…

Melike Serin23 Temmuz 2025