Music

Tokyo’daki Jazz Kissatenler: Bir Şehrin Ruhunu Dinlemek

Melike Serin

23 July 2025

Cansu Gök (@mizu.space)

Tokyo’ya ilk git­ti­ğimde, şehri mü­zik­lerle eş­leş­ti­rir­ken bul­dum ken­dimi. Bu şeh­rin bir ruhu vardı. Bu­rada ya­şa­yan­la­rın mü­ziği yal­nızca duy­makla kal­ma­yıp, ona de­ğer ver­diği ve onunla ya­şa­dığı çok bel­liydi. İfade et­me­nin öte­sinde, bir ya­şam bi­çi­miydi adeta. Jazz kis­sa­ları keş­fet­ti­ğimde bu duy­gum güç­lendi.

Peki, jazz kissa ne­dir? 

Jazz kis­sa­ten (kı­saca jazz kissa ola­rak da bi­li­nir) → Caz ça­lan kafe

As­lında loş ışıklı, si­gara ko­ku­su­nun du­var­lara sin­diği, raf­la­rında yüz­lerce plak sak­la­yan kü­çük bir kahve barı dü­şü­nün. İçeri gi­rer gir­mez ana­log bir mü­zik sis­te­miyle ça­lı­nan caz me­lo­di­leri sizi sa­rar. İn­san­lar ses­sizce otu­rur, çoğu za­man tek ba­şına. Ki­misi ki­tap okur, ki­misi ha­yal­lere da­lar. Me­kânda ne­re­deyse fı­sıl­da­ya­rak ko­nu­şu­lur, çünkü esas me­sele din­le­mek­tir. Bu say­gılı ve ri­tü­el­vari din­leme kül­türü Ja­ponya’da uzun yıl­lar­dır ya­şa­yan çok güçlü bir ge­le­nek.

Jazz kis­sa­lar 1950’ler­den 60’lar­dan iti­ba­ren doğ­muş. Kendi evinde plak ça­lar sa­hibi ol­ma­nın lüks ol­duğu dö­nem­lerde, in­san­lar caz mü­zi­ğini ger­çek­ten his­se­de­bil­mek için bu kü­çük alan­lara ge­lir­miş. Yani ne tam bir kafe ne de tam bir mü­zik ku­lübü; iki­si­nin ara­sında bir de­ne­yim alanı. Ki­mi­le­rinde yal­nızca tek bir fin­can kahve su­nu­lur, başka bir menü yok­tur. Ki­mi­le­rinde sa­dece plak ça­lı­nır, CD ya da di­ji­tal mü­zik asla gir­mez. Sa­hip­leri aynı me­kânı 30–40 yıl­dır iş­le­ten in­san­lar ola­bi­lir. Her jazz kis­sa­nın ken­dine ait ku­ral­ları, kendi fel­se­fesi ve kendi ruhu var­dır.

Bir jazz kis­sada mü­zik, odayı ele ge­çi­rir, za­manı ya­vaş­la­tır, sizi dı­şa­rı­daki ka­os­tan ko­pa­rır. Tokyo’nun dar so­kak­la­rında ya da bod­rum kat­la­rında saklı bu mi­nik sı­ğı­nak­lar, 20. yüz­yıl ca­zı­nın ya­şa­yan ar­şiv­leri gi­bi­dir. Bu me­kan­larda ses­siz­lik bile mü­zik ka­dar et­ki­le­yici olur.

Kırmızı lambalı loş bir jazz kissa barında plak raflarının önünde tezgâhın başında duran kadın ve arkasındaki görevli

Pikapta dönen siyah plak ve sarı etiketli merkez, üzerinde duran pikap iğnesi

Tokyo’nun her ye­rinde jazz kis­sa­ten­ler bu­la­bi­lir­si­niz, an­cak be­nim fa­vo­ri­le­rim Shi­mo­ki­ta­zawa böl­ge­sin­de­ki­ler oldu (Jazz Kissa Ma­sako, 喫茶マサコ).  Bu böl­gede 1950’ler­den beri var­lı­ğını sür­dü­ren, ye­rel mü­da­vim­le­riyle dolu, köklü jazz kis­sa­lar var. Tokyo’da beni en çok et­ki­le­yen şey­ler­den biri, bu ka­dar tek­no­lo­jik, fu­tu­ris­tik ve koz­mo­po­lit bir şe­hirde bile hâlâ kül­tü­rünü, ru­hunu ko­ru­yan do­ku­la­rın ağır ba­sı­yor ol­ma­sıydı. Zıt­lık­la­rın bir arada ya­şa­dığı bir şe­hir Tokyo. Ka­la­ba­lık­lar içinde yal­nız in­san­lar, geç­miş ve ge­le­ce­ğin aynı anda var ol­ması, ka­o­tik gö­rü­nen ama as­lında ku­sur­suz de­re­cede dü­zenli bir ya­şam ritmi. Tüm bu te­zat­lar bana ina­nıl­maz bir il­ham verdi.

Siyah beyaz eski fotoğraf: hoparlörler, tüplü amfiler ve pikap arasında bir tezgâhın başında duran iki kişi

Bu il­ham yol­cu­lu­ğunda ta­nış­tı­ğım in­san­lar­dan biri de Nick Dwyer oldu.
Yo­u­tube’da Yus­sef Da­yes’in Mt. Fuji önün­deki canlı per­for­man­sını (Yus­sef Da­yes In Ja­pan (Film) 富士山)  iz­ler­ken, as­lında içinde çok de­ğerli bir bel­ge­sel ol­du­ğunu fark et­tim ve göz­le­rim par­ladı. Yö­net­men­li­ğini Tokyo’da ya­şa­yan Yeni Ze­lan­dalı Nick Dwyer yap­mıştı. He­men ken­di­sine ula­şıp, be­nim de kısa bel­ge­sel­ler çek­ti­ğimi ve ben­zer his­ler ta­şı­dı­ğımı an­lat­tım. Ma­i­lime çok hızlı döndü ve Tokyo’da bu­luş­tuk. Onunla bel­ge­sel­ler, caz, Ja­ponya ve ai­di­yet hissi hak­kında rö­por­taj yap­tım. Bir gün sonra ise, ko­nuş­macı ol­duğu On­gaku Kissa Ex­pe­ri­ence et­kin­li­ğine beni de da­vet etti.

Sergi duvarının önünde gülümseyen, birbirine sarılan uzun boylu bir adam ve yeşil trençkotlu bir kadın

https://www.ins­tag­ram.com/p/DI0V8oUzwe9/

Nick’in şu söz­leri hâlâ ak­lımda:

“Sonny Rol­lins ya da John Colt­rane gibi caz us­ta­la­rı­nın Ja­ponya’ya ge­lip bu­rada çok de­rin, ru­hani bağ­lan­tı­lar kur­duğu bel­ge­sel­leri iz­le­dim. On­lar gibi, bir hi­kâ­yeyi ye­ni­den an­lat­mak is­te­dim.”

Bir şehri an­la­mak ba­zen sa­dece so­kak­la­rında yü­rü­mekle ol­maz; mü­zi­ğine, me­kâ­nına, in­sa­nına ku­lak ver­mek ge­re­kir.
Ve Tokyo, din­le­yene çok şey an­la­tı­yor.

Be­nim için mü­zik, tıpkı me­kân­lar gibi bir ai­di­yet ara­yı­şıyla bağ­lan­tılı. Tokyo’daki jazz kis­sa­ten­lerde his­set­ti­ğim de buydu. İn­san­la­rın ya da plak ko­lek­si­yon­cu­la­rı­nın bir me­kânda ait his­set­tik­leri dö­ne­min rit­mini de­vam et­ti­ri­yor ol­ma­ları beni çok et­ki­ledi. Ba­zen bir me­lo­dide, bir bar­dak kah­vede ya da eski bir kol­tukta bile ken­di­mizi ait his­se­de­bi­li­yo­ruz.

Kim bi­lir, belki de bu yüz­den yeni hi­kâ­ye­leri din­le­mek ve kay­det­mek için hâlâ yol­da­yım.

İlgili yazılar

Bütün yazılar

Kaçırma

Görsel Sanatlar

Cansu Tüzüner ile “Oubaitori” Sergisi Üzerine

İlk kişisel sergin, biraz kendinden bahsetmek ister misin? İsmim Cansu Tüzüner.

Umut Küçükarslan23 July 2025