Budapeşte sokaklarına saklanmış, göz hizasının hep biraz dışında duran minik bronz heykeller: Kolodko’lar. Nehir Gül Erfidan, bir arkadaşını da peşine takıp şehri adım adım tarayarak 14 tanesini buldu — ve bu hazine avının aslında bir şehri görmenin bambaşka bir yolu olduğunu keşfetti.
Budapeşte’ye gitmeden önce kendime bir görev vermiştim: Kolodko’ları bulmak. Arkadaşımı da peşimden sürükleyerek şehir turumuzu adeta Pokémon avına çevirdik. Sonunda sadece 14 tanesini bulabildik.
Kolodko’ları ararken aslında sadece küçük bronz heykeller bulmuyorsunuz. Her biri Ukrayna asıllı Macar heykeltıraş Mihály Kolodko’nun şehrin içine sakladığı küçük hikâyeler.
Kaynakların aktardığına göre aslında Kolodko ilk başta büyük anıtlar yapmak istiyordu ama izin süreçlerinin uzun ve maliyetli olmasından kaynaklı “gerilla sanatı” anlayışını benimsedi ve bu 10-15 cm boyutundaki küçük minyatür heykelleri kamuya açık alanlara yerleştirmeye başladı.
Bu heykeller ücretsiz görülebilir. Ama görmesi biraz zor çünkü genelde göz hizasında değiller. Korkuluklarda, köprü kenarlarında veya duvar çıkıntısında bulunabiliyorlar. Tam bir hazine avı deneyimi demek mümkün. Ayrıca her heykelin kendine özgü bir hikâyesi de var. Bazıları Macar tarihine, bazıları çocuk kahramanlarına, bazıları ise siyasi olaylara göndermeler yapıyorlar.
Bunun yanında Kolodko’ların ilginç taraflarından biri de heykellerin bulundukları yerlerle kurduğu ilişki. Heykelleri sadece tek başına bir sanat eseri olarak düşünmek yerine, onları şehrin bir parçası olarak görmek gerekiyor. Çünkü bazı eserler, bulundukları yerden bağımsız düşünüldüğünde eksik kalıyor. Örneğin Budapeşte’deki küçük Ay Arabası, Hold utca’da, yani “Ay Sokağı”nda bulunuyor. Eser, Ay’a yapılan görevlerde kullanılan araçlara ve Macar mühendis Ferenc Pavlics’e gönderme yaparken aynı zamanda bulunduğu sokağın adıyla da küçük bir kelime oyunu kuruyor.
Benzer bir ilişkiyi Franz Joseph’in küçük heykelinde de görmek mümkün. Küçük imparator, Szabadság Köprüsü üzerinde bir hamakta uzanıyor. Köprünün geçmişte Franz Joseph’in adını taşıması ve bugün “Özgürlük Köprüsü” olarak anılması, heykelin mizahi tarafını daha da anlamlı hale getiriyor.

Neden bu kadar küçük oldukları konusunda ise Kolodko’nun yaklaşımını anımsamak önem taşıyor çünkü Kolodko’ya göre büyük anıtlar insanlara yukarıdan bakar; küçük heykeller ise insanları durmaya ve çevrelerini dikkatlice incelemeye davet eder. Böylece insanlar şehri farklı bir gözle keşfeder.

Bunun gerçekten işe yaradığını kendi deneyimimde de fark ettim. Normalde bir şehirde yürürken gözümüz daha çok büyük yapılara, meydanlara ve turistik noktalara gidiyor. Kolodko’ları ararken ise tam tersini yapıyorsunuz. Küçük ayrıntılara bakmaya başlıyorsunuz. Belki de heykellerin küçük olması bu yüzden önemli. Eğer büyük ve gösterişli anıtlar olsalardı, onları zaten görmek zorunda kalırdık. Kolodko’lar ise kendilerini bulduruyor.
Kaç tane oldukları hakkında da tam bir sayı verilemiyor. Sanatçı zaman zaman yeni eserler ekliyor; bazıları ise çalındığı veya zarar gördüğü için kaldırılıp yeniden yapılıyor. Mesela benim ilk hedefim Dracula’ydı. Haritaya baka baka dakikalarca aradım ama yoktu. Bir süre yanlış yerde olduğumu düşündüm. Sonra internette birçok kişinin de onu bulamadığını, hatta çalınmış olabileceğini okudum. O an yaşadığım hayal kırıklığı yüzünden sonraki her Kolodko’nun başına giderken içimden aynı cümle geçiyordu: “Umarım bu yerindedir.” Neyse ki benim görebildiklerim yerindeydi.

Bu durum aslında Kolodko’ların kamusal alanda bulunmasının başka bir yönünü de gösteriyor. Geleneksel bir müzede sergilenen bir eserin yerini değiştirmek veya ona zarar vermek çok daha zor olurken, sokakta bulunan bu küçük heykeller şehir hayatının içinde oldukları için korunmaya daha açık hale geliyorlar. Bir yandan herkesin ulaşabileceği kadar özgürler, diğer yandan bu özgürlük onları kaybolmaya veya zarar görmeye de açık hale getiriyor.
Ama çoğu turistin de ilgisini çektiği için bazılarını bulup görmek ve fotoğrafını çekmekte zorlandım ne yazık ki. Herkes fotoğrafını çekmek istediği için dibinize girip başınızda bekleyebiliyorlar.

Aslında bu ilginin sadece Budapeşte ile sınırlı olmadığını da görmek mümkün. Kolodko’nun küçük heykelleri sanatçının doğduğu Ujhorod ve Ukrayna’nın Zakarpatya bölgesinde olduğu gibi, Macaristan’ın farklı şehirlerinde ve başka ülkelerde de bulunuyor. Polonya, Almanya, Slovenya ve Güney Kore bunlardan bazıları.
Farklı şehirlerde bulunmaları da Kolodko’nun eserlerinin ilginç bir başka özelliğini ortaya çıkarıyor. Çünkü sanatçı her şehirde aynı hikâyeyi anlatmıyor. Bulunduğu yerin tarihini, kültürünü, gündelik hayatını veya o şehirle özdeşleşmiş karakterleri kullanarak yeni hikâyeler oluşturuyor. Böylece heykeller sadece sanatçının tarzını değil, bulundukları şehrin hafızasını da taşıyor.
Şehri gezerken bir anda karşınıza bu küçük heykellerin çıkması çok tatlı. Ama sırf Kolodko’ları bulmak için gezmek de öyle.

Belki de bu yüzden Kolodko’ları daha geniş bir kamusal sanat anlayışının parçası olarak düşünmek mümkün. Dünyanın farklı şehirlerinde sanatçılar galerilerin ve müzelerin dışına çıkarak eserlerini insanların günlük hayatının içine yerleştiriyor. Sokak sanatı, kamusal sanat ve gerilla sanatı farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor.
Kolodko’nun yaptığı şey ise bunların içinden özellikle küçük heykelleri ve şehir hafızasını bir hazine avı deneyimiyle birleştirmesiyle ayrılıyor. Sanat eseri kendisini size göstermek için bağırmıyor. Tam tersine saklanıyor. Siz onu bulduğunuz anda ise sadece heykele değil, bulunduğu sokağa da bakmaya başlıyorsunuz.
Bu yüzden Kolodko’ları aramak aslında bir şehri farklı bir şekilde gezmek anlamına geliyor. Büyük meydanlar, ünlü binalar ve turistik noktalar yerine şehrin küçük ayrıntılarına odaklanıyorsunuz. Bir heykelin peşinden gittiğinizde, hiç planlamadığınız bir sokağa girebiliyor ve normalde fark etmeyeceğiniz bir yeri keşfedebiliyorsunuz.
Umarım gerilla sanatını yakın bir zamanda Türkiye’nin farklı şehirlerinde de görebiliriz. Gezmeyi sevenler için çok eğlenceli bir keşif deneyimi olacağına eminim.
Kolodko’ları Google Haritalar’da ‘Kolodko’ yazarak da konumlarını ve fotoğraflarını bulabilirsiniz. Ben arkadaşımı sokaklarda Kolodko aramaya sürüklerken hepsini işaretlemiştim. Siz de benim gibi “Acaba burada mı?” diye saatlerce dolaşmak istemiyorsanız, haritayı buraya bırakıyorum.
İlgili yazılar
Görsel SanatlarStudio Visits: Ayça Güneş
Sanat pratiğini beden, abject ve öteki kavramları etrafında şekillendiren Ayça Güneş, üretimlerinde kişisel…
Melike Serin11 June 2026
Görsel SanatlarTuesdays and the Record of a Life, with Hatice Karakaş
İllüstratör ve tasarımcı Hatice Karakaş’ın üretim pratiği; kişisel deneyimlerden, gündelik hayatta karşılaşılan küçük…
E. Gülşah Akın11 June 2026
Kent ve mimariIn Pursuit of a Formula: Confronting Burle Marx
Yıllar önce peyzaj mimarlığı öğrencisiyken, bitkisel tasarımı çizgilerle harmanlayıp kentsel bir “grafik formül”…
Münire Sağat11 June 2026
Kaçırma
MusicVaa / Herhangi Bir Ahmet ile Müzik ve Plastik Sanat Üzerine Bir Konuşma
Bize senin hakkında bilmemiz gereken şeylerden bahseder misin? Vaa kimdir? Vaa müzisyen adıdır.
Ayça Güneş28 April 2025


